AVLANAN CEYLAN OLMAK
30 Ekim 2026 Yazan Bülent TEKİN
Kategori Genel, Güncel Bilgiler
AVLANAN CEYLAN OLMAK
Ormanda kuraklık vardır. Ormanın hayvanları toplanırlar. Uzun ömürlülerin dahi yaşamadıkları kuraklığa bir çare bulmaktır hedefleri. Önce sebebini bulalım, derler bu kuraklığın. Ormanın hangi hayvanı, ormanın neresinde, ne hata işledi de bu kuraklık oldu. Bu soruya yanıt ararlar.
Sorgu hakimi olarak tilki seçilir. O, uygun gördüğü hayvanı çağıracak ve sorgulayacaktır. Titizliğini ve vazifeşinaslığını göstererek başlar işine. İlk çağırdığı aslandır.
Aslan, bir geyik sürüsüne saldırdığını anlatmaya başlayınca, tilki sözünü keser ve siz yapmanız gerekeni yapmışsınız; hakkınızı kullanmışsınız, burada bir hata yoktur, yerinize geçiniz, der.
Sonra sırayla çağırdığı hayvanların hiçbirinde hata bulmayan ve onları gereğini yapanlar olarak rahatlatan tilki, gözünü son kalan ve titreyip duran ceylana diker. “Sen de anlat. İşlediğin bir hatayı”, dediğinde, sorgu yerinde yerini alan ceylan, orman hayvanlarının olumsuz düşünmelerini engellemek için anlatımında insan unsurunu kullanır:
“Bir gün avcılardan kaçıyordum. Biliyorsunuz ben çok iyi koşarım. Avcıların ormanda kurdukları tuzağa yakalanmamak için ormanın yanındaki ekin tarlasına girdim ve orada bir müddet saklandım…”
Ceylan henüz sözünü bitirmeden tilki yerinden kalkar ve suçlunun bulunduğunu haykırır:
“Ekin!” dedi, “ekine basmış. İtiraf etti. Ekine bastığı için kıtlık olmuştur.”
“Avlanan ceylan” metaforunu Türkiye’nin sosyolojik yapısı ve özellikle son barış süreci (çözüm süreci) bağlamında ele almak, sembolü kişisel bir kaygı durumundan çıkarıp kolektif bir toplumsal hafıza ve kimlik analizine dönüştürür. Kürt meselesinin çözümü ve barışın kalıcı olarak inşası, Türkiye siyaset biliminde ve tartışmalarda rejimin niteliği ve demokratikleşme düzeyine doğrudan bağlıbir konu olarak ele alınmaktadır. Sol muhalefet ve özellikle DEM Parti’ye göre Kürt sorunu özü itibarıyla bir demokrasi ve hukuk sorunudur. Gerçek ve kalıcı bir barış; ana dil hakkı, ifade özgürlüğü ve yerel yönetimlerin güçlendirilmesi gibi demokratik adımlarla mümkündür. Barış, sadece iki gücün (devlet ve örgüt) gizli kapılar arkasında anlaşması değildir. Toplumun, sivil toplum kuruluşlarının ve Meclis’in sürece dâhil olmasını gerektirir. Baskıcı ortamlarda bu kanallar kapalı olduğu için, tepeden inme bir barış toplumsallaşamaz ve ilk krizde yıkılır. Şu an Türkiye’de olan; sanki güçlü ve merkezi bir devlet iradesinin jeopolitik zorunluluklar nedeniyle silah bıraktırmayı (negatif barış’ı) sağlama durumudur. Kanunlar çıkmış, adımlar atılmıştır ancak ülkedeki genel siyasi atmosferin (baskıların, hak ihlallerinin ve kutuplaşmanın) devam etmesi, bu sürecin gerçek, kalıcı ve toplumun tamamı tarafından sindirilmiş bir “demokratik barış”a dönüşmesinin önündeki en büyük engel olarak varlığını korumaktadır. Pozitif barışın da sağlanması gerekir. Pozitif barış ise sadece silahların susması değildir, çatışmayı doğuran temel sebeplerin (adaletsizlik, ayrımcılık, hak mahrumiyeti, ekonomik eşitsizlik) ortadan kaldırılması demektir. Dünya genelindeki (Kolombiya, Kuzey İrlanda, Filipinler gibi) başarılı çatışma çözümü örnekleri incelendiğinde, masanın kurulması veya silahların bırakılması aşamasında devletin “güçlü ve kararlı” olması (bazen baskıcı yöntemleri sürdürmesi) işe yaramış olabilir. Ancak bu süreçlerin başarıyla sonuçlanması ve kalıcı hale gelmesi, her zaman sistemin demokratikleşmesi, şeffaflaşması ve hukukun üstünlüğünün tesisiyle mümkün olmuştur.
Masalımızda olduğu gibi tilkiler avlarını karanlıkta ve kuytu köşelerde tuzağa düşürür. Tilki kurnazlığının nihai amacı zaten barışa ulaşmak değildir. Tilki, kıtlığı bahane ederek ceylanı suçlu ilan etmek ister. Eğer ceylan (barış süreci) tilkinin kurnazca hazırladığı o alana adım atar ve “ekine basarsa”, tilki kamuoyu önünde mağdur rolünü oynayarak ceylanı avlama (süreci bitirme) hakkını kendinde görecektir. Bu yüzden Kürt barışında en büyük tehlike, samimi adımlar atmak yerine, birbirlerini hata yapmaya zorlayan masaldaki “tilki siyaseti”ni sürdürmedir.
Tilkiler avlarını karanlıkta ve kuytu köşelerde tuzağa düşürür. Buna dikkat etmek gerekir. Sürecin kapalı kapılar ardında, sadece liderlerin veya istihbarat birimlerinin tekelinde yürütülmesi, “samimiyetsiz bahane” üretimini kolaylaştırır. Sürecin tüm aşamalarının, tutanaklarının ve taahhütlerinin halka açık ve şeffaf olması gerekir. Kimin hangi adımı atmadığını toplum doğrudan görürse, hiçbir aktör “kıtlığı” veya “ekine basılmasını” kurnazca bir bahane olarak sunamaz. Kamusal denetim, samimiyetsizliğin en büyük düşmanıdır. En güçlü koruma, ceylanın arkasında devasa bir toplumsal iradenin durmasıdır. Siyasetçiler veya örgütler masayı devirmek istediğinde, karşılarında çok ciddi bir toplumsal maliyet (seçim kaybetme, meşruiyetini yitirme, taban desteğini kaybetme) görmelidir.
Dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir rejim güç yoluyla ya da taktiksel anlaşmalarla çatışmayı durdurup bir “çatışmasızlık dönemi” (negatif barış) yaratabilir. Ancak toplumsal kutuplaşmayı bitiren, toplumun nefes alabildiği, adaletin sağlandığı ve bir daha çatışma riskinin kalmadığı gerçek bir barış (pozitif barış), demokratikleşme olmadan inşa edilemez.

Yorumlar
Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!