ZİHİN

04 Nisan 2026 Yazan  
Kategori Genel, Güncel Bilgiler

Devlet ve iktidar olma gücü öyle bir güç ki insan eliyle adeta yuvarlanan bir kartopu gibi yuvarlandıkça büyüyen devasa bir canavara dönüşür. Dehumanization (insanlıktan çıkarma/insandışılaştırma), bireylerin veya grupların insani özelliklerinin, onurlarının ve duygularının inkar edilerek “insan dışı” (hayvan, makine, haşere) olarak görülmesi sürecidir. Bu psikolojik mekanizma, şiddet, ayrımcılık ve soykırım gibi eylemleri vicdani rahatsızlık duymadan meşrulaştırmak için kullanılır. Tarih bize göstermiştir ki, zalim iktidarlar doğrudan katliama başlamaz. Önce bir şey yapar: Düşmanını insan olmaktan çıkarır. Yani zulüm zihinde (zihniyetle) başlar.

Bu sürecin adı sosyal psikolojide “dehumanizasyon”dur. Hedef kitleye artık insan özellikleri atfedilmez. Onlar mikroptur, virüstür, kanserli hücredir, yabancı bir bedendir. Ve tıpkı bir cerrahın kanserli dokuyu keserken vicdan azabı duymaması gibi, iktidar da bu “temizlik” işlemini vicdan rahatlığıyla yürütür. Yakın yarihten bir örnek vermek gerekirse Ruanda’da yaşananlar verilebilir. 1994 Ruanda soykırımında Hutu iktidarı, Tutsileri “hamam böcekleri” (inyenzi) olarak tanımladı. Radyolar bu dili yaydı. Komşular komşularını, öğretmenler öğrencilerini katletti. Çünkü artık karşılarında insan görmüyorlardı, bir “böcek” olarak görüyorlardı. Tutsi dili yok sayıldı, sonra varlığı yani etnisitesi. Soykırımın en kısa ve en iyi tanımı budur adeta: Önce dili öldürürmek ve sonrasında insanı… Tarih’in önemi ders çıkarmaktır aslında. Tarih bize şunu öğretiyor; bir iktidar vatandaşlarına zulmetmeye başladığında bitmiş demektir, artık düşmüş demektir. İflah olmaz biçimde bozulmuş ve bir daha düzelmeyecek demektir. Devlet yani iktidar karşısında tek başına bir insan (vatandaş) ne durumda olabilir? İnsan kendini haksızlığa uğramış hissettiğinde mesela, ister istemez daha savunmacı oluyor. Bu çok insani bir durumdur. Ama tam da bu noktada şöyle bir risk doğuyor: Karşısında belki de onu yolsuz, şaki, hırsız, bölücü ve terörist görebilecek bir devasa güç var. Bir örnek verilirse, Kürtler verilebilir. Tarihe ve hatta yakın tarihe bakılırsa bile bu istenirse görülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki iktidar gücü sadece etnik durum karşısında değil, kendi etnik yapısına da bir güçtür. Zulüm ve haksızlık kime yapılırsa yapılsın insanlık dışıdır. Çoğunluk ve iktidar tek doğru ve haklılık değildir. Tek bir insana bile yapılan zulüm, haksızlık bütün insanlara yapılmış demektir. Biz böyle düşüyoruz. Çoğunluk oyuyla iktidara gelme sistemine demokrasi deniyor ya? İşte bu konuda temel bir ilke söylemek gerekir: Çoğunluk, her zaman hakikatin ya da doğrunun ölçüsü değildir. Tarihte bunun çok örneği görüldü. Hitler, Mussolini örneği mesela.

Bu topraklarda maalesef iktidarların adaleti ve insanları mutlu bir yaşama götürme hedefleri yok seviyesindedir. Yalan ve gerçekten hangisinin hakikat olduğu karartılmış durumdadır. İyilik ve kötülüğün başladığı yer zihindir. Unutulmamalıdır ki hakikat her şeye rağmen ölmez, ayakta kalır. Yalanın sürekli bir şekilde desteğe ve başkaca yalanlara ihtiyacı varken, hakikat zaman içinde mutlaka ortaya çıkar. Saygı ile. Bülent Tekin

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!