UÇAN BÜROKRASİ

20 Nisan 2026 Yazan  
Kategori Genel, Güncel Bilgiler

Nazım Hikmet, en çok bir komünist şair olarak tanınıyor. Aslında şairin pek çok yönü vardır. Uzun yıllar kendi vatanında ve dilinde yasaklanmış ve adeta bir vatan haini olarak gösterilmek istenmiştir. Muktedirlerin dilinde ve gözünde komünistliği şairliğinin ötesine geçmiştir. Ve tuhaftır ki(!)-muktedirlerin inadına-komünistliği şairliğine büyük ustalık katmıştır. Nazım’ın komünistliğe tutkusu onu şiirlerinde büyüttükçe büyütmüştür ve o artık bir dünya şairidir.

Komünist düşünceleri ve yasaklı Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyeliği nedeniyle defalarca tutuklanmış ve yaşamının büyük bölümünü hapiste ya da sürgünde geçirmiştir. Türkiye’de 11 ayrı davadan yargılanmış, İstanbul, Ankara, Çankırı ve Bursa cezaevlerinde 12 yılı aşkın süre hapis yatmıştır. Yasaklı olduğu yıllarda Orhan Selim, Ahmet Oğuz, Mümtaz Osman ve Ercüment Er adlarını da kullanmıştır. 1951 yılında Türkiye’den ayrılması sonrasında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından çıkarılmış; bu karar ölümünden 46 yıl sonra, 5 Ocak 2009 tarihinde iptal edilmiştir.

İtalyan Komünist Partisi’nin kurucu üyelerinden ve bir dönem liderliğini yapmış olan Antonio Gramsci, Benito Mussolini ve faşizmin sert bir eleştirmeniydi. Bu tavrından dolayı 1926’da hapsedildi ve kalan hayatını 1937’deki ölümüne kadar hapiste geçirdi.  Yargılanma sırasında Gramsci’nin savcısı, (Gramsci’ için) ünlü “Yirmi yıl bu beynin işlemesini durdurmalıyız” ifadesini kullanmıştı. Gramsci Batı Marksizmi’nin temel düşünürlerinden birisi olarak, 20. yüzyılın en önemli Marksist kuramcılarından olarak kabul edilmektedir. Gramsci hapiste olduğu sürece 30’dan fazla defter ve toplam 3000 sayfa tarih ve analiz yazısı yazdı. Bu yazılar Hapishane Defterleri olarak adlandırıldı.

Gramsci’den bahsetmemin nedeni Nazım’la aynı kaderi paylaşan pek çok komünist ve aydının susturulmaya çalışıldığı dönemde cezaevleri, aksine bir aydınlar okuluna dönüşmüş olmasıdır. Bu düşünce insanlarının büyük beyinlerinin düşünceleri de büyük oldu. Bürokrasinin ve bürokratların bugün bu topraklarda bulunduğu durumu anlatır mı bilmem ama ben Nazım Hikmetin-bir şiirinden değil-bir tiyatro oyunundan bahsedeceğim: “İvanİvanoviç Var mıydı Yok muydu?” Bu tiyatro oyunun özeti şöyledir:

Sovyet kasabalarından birinde üst düzey yöneticisi olan Petrof, yanında çalışanlara dostça davranan, formaliteleri beklemeden işlerin yürümesini sağlayan, “insanlara kâğıtlardan daha çok inanan” bir kişidir. Düşmanı İvan İvanoviç ise Petrof’a yapabileceği en büyük kötülüğü düşünmektedir. Petrof bir gün bürosuna geldiğinde, duvarların kendi portreleriyle kaplandığını görerek şaşırır.

İvan İvanoviç, Petrof gibi kasabada herkes tarafından sevilen böylesine önemli bir kişinin insanlar üzerinde otorite kurması, saygı uyandırması gerektiğini söyleyerek, onu ikna etmeye çalışır. Duvardaki portreler bunun ilk adımıdır. İvan İvanoviç’in Petrof’u bürokratlaştırma yolundaki çabalarına aydın geçinen, oportunist, dalkavuk, Hasırşapkalı da tüm hünerleriyle katılır. Böylece çevresindekilerin desteği ve onayıyla Petrof’taki bu değişimi onaylamayan tek kişi, tipik Sovyet vatandaşını simgeleyen Kasketli’dir.

Düşüncelerini çekinmeden söyleyen, çıkar gözetmeden yalnızca gerçeği dile getiren Kasketli, değişimi süresince Petrof’u uyarmaya çalışır; bu yüzden de Hasırşapkalı’yla ve Ivan İvanoviç’le çatışır. Kasketli’nin tüm uyarılarına, gerçeği gösterme çabalarına karşın, bulunduğu mevkiin yüksekliğinden başı dönmüş-döndürülmüş-olan Petrof, çevresindekilerin pohpohlamalarıyla kendini önemli saydığı ölçüde gülünçleşir ve onların oyuncağı haline gelir. Havuzdaki yüzme yarışmaları sırasında Petrof’taki değişimin doruk noktasını izleriz: “Spor her şeyden önce sağlığı sağlar… Kulaç atmayı severim. Yüzme, gerek tatlı suda, gerekse tuzlu suda, en iyi spordur.” Gazetelere geçen bu önemli sözleri söyleyen bir devlet adamının halkın içinde mayoyla görünmesi doğru olur mu? İvan İvanoviç’in keskin zekâsıyla buna bir çözüm bulunacak, havuz bir tahta perdeyle ikiye bölünerek Petrof’un halka çıplak göbeğini göstermeden havuza girmesi sağlanacaktır.

Merkezden aldığı çağrı üzerine şehre inen Petrof, orada sıradan bir yurttaş gibi halkın bindiği tramvay, troleybüs gibi taşıtlara binmek, kayıt olmak için kuyruğa girmek zorunda kalır. Uzun süredir yabancılaştığı halkın içine girmek, unuttuğu yaşantıları tatmak, Petrof’un gözlerinin açılmasına, kendi benliğine dönmesine neden olur. Artık Petrof için yapılacak en önemli iş, kasabaya geri dönüp İvan İvanoviç’i ortadan kaldırmaktır. Göstermeci tarzı kullandığı bu oyunda Nazım Hikmet, simgesel bir anlatımla oyun kişilerini tipleştirme yoluna gitmiştir. İvan İvanoviç insanları iyi tanıyan, onların zayıf yanlarını koruyarak, dostça yaklaşıp kötülük yapan bir tiptir, sosyalist sisteme dayanan bir Mefisto’dur (bir çeşit şeytani karekter). İvan İvanoviç aslında insanlara doğrudan kötülük yapmaz, onun yaptığı tek şey insanları aşağılayarak kendini üstün görme komplekslerini ortaya çıkarmaktır, insanoğlunun kendi içindeki şeytandır. Bu şeytanın elinde oyuncak olup olmamak ise bizim kendi elimizdedir.

Bu topraklarda dün ve bugünlerde bürokratların kafasından acaba, mevkilerinin verdiği güç ve gösterişle bir gün halkın yaşantısını yaşamak zorunda kalırım, düşüncesi geçiyor mudur? Ben pek sanmıyorum. Saygılarımla. Bülent Tekin

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!