DELİLERİN DANSI

08 Ekim 2026 Yazan  
Kategori Genel, Güncel Bilgiler

DELİLERİN DANSI

Temmuz 1518’in sıcak bir gününde, Roma İmparatorluğu’na bağlı Strasbourg şehri (bugün Fransa sınırlarındadır) sokaklarında yürüyen insanlar çok tuhaf bir manzara ile karşılaştılar. Frau Troffea adlı bir kadın hiçbir müzik olmamasına rağmen tek başına, çok hareketli bir şekilde dans ediyordu. Onu dans ettirecek ne bir müzisyen, ne de bir eğlence vardı. Kadının yüzünde bir mutluluk, sevinç ya da neşe ifadesi de yoktu; aksine yüzü gergin, donuktu. Gece oldu, karanlık bastı, kıyafetleri sırılsıklam oldu ama dans devam etti. Hatta ayakları kanadı, yine de dansa devam etti.  Sonunda takati kalmadı ve bitkinlikten bayıldı. Tuhaftır ki sadece birkaç saatlik bir uykudan sonra, sanki vazifesiymiş gibi dansına devam etti. Kadın günlerce, neredeyse hiç durmadan, ayakları kanayana ve yorgunluktan bayılana kadar dans etmeye devam etti. Ama bu iş sadece kadınla da kalmayacaktı. İlk haftanın sonunda, Frau Troffea’na 30’dan fazla insan katıldı. Ağustos ayına gelindiğinde ise dansçı sayısı 400 kişiye ulaştı. Sokaklar; ağlayan, çığlık atan, durmak için yalvaran ama ayaklarına söz geçiremeyen insanlarla dolmuştu. Sokak adeta çıldırmıştı. Günde 15 insan kalplerinin durması, inme (felç), güneş çarpması veya aşırı susuzluk nedeniyle sokakta can veriyordu.

Bu olay arşısında Strasbourg şehir konseyi, soylular ve tıp doktorları acil olarak toplandı. O zamanların bilim anlayışı, din ve batıl inançlarla iç içeydi. Doktorlar bu durumu tıp dilinde “Sıcak Kan” hastalığı olarak tanımladı. Çözüm önerisi, İnsanların beyinlerindeki ve kanlarındaki bu “aşırı sıcağı” ancak “dansı tamamlayarak ve terleyerek” atabilecekleri şeklinde oldu. Hükümet insanları durdurmak yerine, daha rahat dans etsinler diye pazar yerlerini boşalttı ve büyük ahşap sahneler inşa ettirdi. Çılgınlığı hızlandırmak için kasaba bütçesinden profesyonel flütçüler, zurnacılar ve davulcular kiralandı.  Hatta ayakta durmakta zorlanan hastaları düşmesin diye kollarına girip dansı sürdürmelerini sağlayan güçlü kuvvetli “refakatçi dansçılar” tutuldu. Tabii hükümetin bunu meşrulaştırması ölüm sayısını artırdı.

1518 yılı öncesinde Strasbourg halkı kelimenin tam anlamıyla cehennemi yaşıyordu. Üst üste yaşanan korkunç kıtlıklar, ekmek fiyatlarının fırlaması, cüzam ve yeni yayılan ölümcül frengi salgınları halkı tamamen çaresiz bırakmıştı. İnsanlar çocuklarını açlıktan kaybediyor, her köşede ölümle burun buruna yaşıyorlardı. İşte böylesi bir atmosferde dans çılgınlığı yapılmıştı. Hükümet, sahne, müzik ve dans stratejisinin insanları iyileştirmediğini, aksine öldürdüğünü nihayet Eylül ayında fark etti. Strateji tamamen değişti. Şehirdeher türlü dans, müzik ve eğlence tamamen yasaklandı. Dans edenler, zorla arabalara bindirilerek dağlık bir bölgede bulunan Aziz Vitus Tapınağı’na götürüldü. Burada insanlara kutsal yağlar sürüldü, rahipler eşliğinde dualar edildi ve ayaklarına azizin adının kazındığı küçük kırmızı pabuçlar giydirildi. Bu dinsel ritüel işe yaradı. Dans edenlerin deliliği tamamen “Aziz Vitus’un onları cezalandırdığı” inancına dayandırıldı. Kilisenin “Aziz sizi affetti” mesajı kitlelerin zihnindeki o korkunç düğümü çözdü. İnsanlar sakinleşti, trans halinden çıktı ve salgın başladığı gibi gizemli bir şekilde sona erdi. Dans, gerisinde yüzlerce ölü bırakarak işe yaramıştı.

1518 Dans Salgını, insanlık tarihinin en sıra dışı “Kolektif Delilik” örneklerinden biridir. Bu olay, toplumun ruh sağlığı bozulduğunda ve sosyal yapılar çöktüğünde, insan biyolojisinin bile bu deliliğe boyun eğmek zorunda kalacağını gösterdi.

Bugün bu topraklarda sokaklarda insanlar belki ölümüne dans etmiyor olabilir; ama gerçeklikten kopuş ve travmalar modern araçlarla kendini görünür hale getirebiliyor. Ekonomik darboğazın yarattığı çaresizlik, kitleleri mantık dışı ekonomik arayışlara itiyor. Sülün Osman’dan Çiftlik Bank olayına kadar, modern fon dolandırıcılıklarından arkası boş kripto para çılgınlıklarına kadar toplumda “kısa yoldan köşeyi dönme” histerisi yaşanıyor. İnsanlar, matematiksel olarak batacağı kesin olan sistemlere ellerindeki son birikimlerini yatırabiliyor. Strasbourg yetkililerinin dansı teşvik etmesi gibi, bizde de, medyanın, fenomenlerin ve bazen denetimsiz mekanizmaların şatafatlı, emeksiz zenginleşme hikâyelerini parlatması, kötü sonlanmalara neden olabiliyor. Bir tür bu durumlar bir “Kolekif Delilik” durumudur. Kolektif delilik, kitleleri karmaşık gerçekleri görmekten alıkoyar ve onları siyah-beyaz bir dünyaya hapseder, o dünyada gri bile yoktur.

Kolektif delilik kavramı Kürt sorunu bağlamında ele alındığında bazı travmalarda ve gerçeklikten kopuşta kendini gösterir. Merkez siyaset ve ana akım medya yıllarca DEM Parti (ve geleneğiyle) ile ilişki kurmayı, rasyonel bir siyasi faaliyet olarak değil de, sanki bir “suç ortaklığı” olarak görebildi. Her durum için bu sarmaldan çıkış yolu olmalıdır. Strasbourg halkının tapınağa götürülüp “Aziz sizi affetti” denilerek bir mucizeyle olmayacaktır. Çıkış yolu; dansın devam etmesi değil, bireyin herkesle rasyonel bir zeminde konuşmaya cesaret etmesi ve kendi aklının sorumluluğunu eline almasıdır.

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!