DEVLET AKLI
03 Haziran 2026 Yazan Bülent TEKİN
Kategori Genel, Güncel Bilgiler
Devlet Aklı kavramının tarihselliğine gidildiği zaman epey bir bilgi çıkar ama bu kavramdan çok nasıl bir şey olacağını anlatacak Makyavelli’ye (Machiavelli) gelmek gerekir diye düşünüyorum. Şüphesiz Machiavelli, belki “devlet aklı” kavramını sistemleştirmez ama ona muazzam bir ilham kaynağı olur.
Machiavelli’nin yolu ve amacı şudur: Siyaseti ahlaktan özerkleştirmek. Ortaçağ siyasetinde, yönetim ahlaki bir aktivitedir. Hükümdar, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi (gölgesi) gibi düşünülür. Buradan bakılınca o dönemde “yönetmek” aynı zamanda ahlaksallaştırmak demektir. Machiavelli işte bu düşünceyi kırıyor ve diyor ki: Eğer hükümdar başarılı olmak istiyorsa, bazen ahlaken davranması gerekse bile, davranmazsa başarılı olabilir. Her yol mübahtır anlayışını ortaya kor. Zaman içinde klasik devlet aklında şu mantık oluşur: “Devlet, hükümdardan büyüktür. Devlet çıkarı, hükümdarın çıkarından büyüktür. Bu yüzden, bazen hükümdar dahi feda edilir. Çünkü asıl değer, devletin sürekliliğidir.”
Türkiye’de, Erdoğan döneminde olanlardan (yaşananlardan), bu mantık ters çevrilmiş durumda: “Lider, devletten büyüktür. Liderin sürekliliği, devlet kurumlarından büyüktür. Bu yüzden, kurumlar feda edilir. Çünkü asıl değer, liderin sürekliliğidir.” Oysa tarihte devlet aklı, hükümdarların bile feda edilebildiği bir süreklilik durumuydu. Bugün Türkiye’de ise kurumlar feda ediliyor, çünkü korunmaya çalışılan şey devlet değil, (teorik olarak söylüyorum) liderin kendisidir. Bu nedenle bugün tanık olduğumuz şey burjuva devlet yapılanması içinde devlet aklının uygulanması değil, nerdeyse devlet aklının yağmalanmasıdır. Ülkede yaşananlar sanki çok normalmış gibi davranan bir tuhaf zihniyet var şu anda kayyum CHP’sinde. Ülkenin ekonomisi normal, adaleti normal, siyaseti normalmış ve yapılan operasyonlara bu sebeple hukuki çerçevede bakıyorlarmış gibi bir hava veriyorlar kendilerine. Oysa aynı sistemin kendilerini çok değil birkaç yıl önce, terörist, hain diye yaftalandığını unutuyorlar. Erdoğan’ı Kılıçdaroğlu’nun engelleyeceğine tam inanılmış olunsaydı, belki de İmamoğlu’ndan çok önce bu operasyonlar ona çekilecekti. İşte böylesi bir aşamada (günümüzde yalananlar gibi) gerçek fail ortadan kalkıyor düşüncesi şırınga ediliyor. Artık, “Saray istiyor!” yerine, “Devlet kurumları bunu kararlaştırdı!” ve “Tarihsel zorunluluk bunu yaptırdı.” söylemi kayyum CHP’since dile getiriliyor. Böylesi bir reva görülmede devlet aklı söylemi, otoriterliğin hukuki meşrulaştırması anlamına gelmektedir. Otoriter iktidarlar, “devlet aklı” söylemini kullanarak, hukuksuz işlemleri “zarurî hukuksuzluk” bahanesiyle normalleştirip, sıradanlaştırırlar. Lider ve çevresinin çıkarına olan tüm hukuksuz işlemler, “tarihsel zorunluluk” haline gelir. Teori ve pratik bu konuda böyle işler.
Bu söylemin (kabülün)yalnızca otoriter iktidarlar tarafından değil, muhalefet tarafından da benimsenebileceğini görüyoruz. İbretlik bir durumdur. Kılıçdaroğlu örneğinde tam da bu yaşanıyor. Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye kayyum atanmasını meşrulaştırmak için, Kuşoğlu’nun kullandığı “devlet aklı” söylemi, muhalefet partisinin kendi rolünü kabül ettiğini gösteriyor. Gelinen nokta, pratikte yaşanılan ve muhalefet liderlerinin bile söylemeye korktuğu durumun ulaştığı seviyeyi göstermesi açısından ders niteliğindedir.
Bundan böyle artık “devlet aklı” söylemi, muhalefete karşı değil, muhalefet tarafından kendi kendisinin tasfiyesi için kullanılıyor olması açısından ibretliktir. Bu normal olmayan gidişin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni, içindeki Kürt karşıtlarının etkisini dengeleyen ve ihtiyatla destekleyen Özgür Özel yönetimindeki CHP’yi fiilen kapatıyor. Bunun sonucu çok açıktır: Abdullah Öcalan, DEM Parti ve müttefiki sosyalistler, müzakere sürecinde AKP-MHP iktidarı karşısında müttefiksiz kalıyor ve tecrit ediliyor. Aynı zamanda Özgür Özel yönetimindeki CHP de DEM Parti’nin müzakere sürecinde yüklendiği ve çok büyük bir önem ve değer taşıyan rolü nedeniyle bu fiili durum karşısında Kürt halkının desteğinden yoksun kalıyor. Oysa, Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci cumhuriyetin demokratikleşmesi önündeki Kürt sorununu ortadan kaldırarak, Kürtlerin demokratik cumhuriyete entegrasyonunu öngörerek, Türkiye’deki demokratikleşmenin önünü tümüyle açmış görünüyordu. Bu amaç temelinde şu anda oluşan karşı süreç, sanki bir önleyici süreçtir. Önlenmek istenen “müzakere sürecinin demokrasiye yol açması” ve bu demokrasi koşullarında CHP’nin ve demokratik muhalefetin iktidara geçmesidir. Tüm gücünü Meclis Grubu’nu bir arada tutmaya veren Özel CHP’si, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si karşısında daha fazla direnemeyerek, yeni bir parti kurmak zorunda kalacaktır düşüncesindeyim. Özgür Özel belki de yeniden dönmek üzere CHP’yi terkederek kurtulabilir, tüm muhalefetle birlikte ve en önemlisi DEM Parti ittifakını gerçekleştirebilir. DEM Parti de bu olanlar karşısında daha fazla ses çıkarmak ve tavır almak zorundadır. Haklarını vermek gerekirse, bugüne kadar DEM Parti eş başkanlarının tavrı bu oyunun bozulacabileceği açısından umut vericidir. Saygı ile. Bülent Tekin

Yorumlar
Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!