MASA(L)DA BARIŞ
02 Kasım 2026 Yazan Bülent TEKİN
Kategori Genel, Güncel Bilgiler
MASA(L)DA BARIŞ
Sımsıkı sarıldığımız yeni barış sürecinin ıskalanamaz olduğunu anlatmaya çok çalıştım. Sanırım konunun vahametini alegorilerle ve metaforlar üzerinden anlatmak çok daha anlaşılır oluyor. Kürt sorunu gibi derinden travmatik, tarihsel yükü ağır ve kutuplaşmış yapısal meseleleri anlatırken alegori ve metaforlara başvurmamızın nedeni edebi bir süs arayışı değildir. Bu, insan beyninin çalışma biçimi, dilin önemi ve siyaset sosyolojisi ile doğrudan ilişkilidir. Masallar üzerinden anlatmak ve daha sonra bunun teorisin (açıklamasını) yapmak çok anlaşılır olur düşüncesindeyim. Masal ya bu, olsun:
Bir zamanlar, sık ağaçlarla kaplı derin bir ormanın kıyısında, bir çiftlikte yaşayan çok akıllı ve temkinli bir horoz varmış. Horoz, her sabah yüksek bir çitin ya da bir ağaç dalının üzerine çıkar, tüm heybetiyle ötüp sabahı müjdelermiş. Bir gün horoz, yine yüksek bir meşe ağacının dalına tünemiş. Etrafı izlerken, ağacın dibine sessizce bir tilki yanaşmış. Tilki, yukarıdaki lezzetli horozu gözüne kestirmiş ama ona ulaşamayacağını bildiği için hemen kurnazca bir plan yapmış. Yüzüne sahte ve sevecen bir gülücük takınarak yukarı seslenmiş:
“Müjde sevgili dostum, müjde! Duymadın mı? Ormandaki tüm hayvanlar arasında ebedi bir barış ilan edildi. Artık güçlü zayıfı ezmeyecek, kimse kimseye zarar vermeyecek. Kurt kuzuyla gezecek, tilki horozla dost olacak. Aşağı in de bu kutlu barışı birbirimize sarılarak kutlayalım!” Horoz, tilkinin niyetini hemen anlamış ama renk vermemiş. Gözlerini uzağa dikip sanki çok önemli bir şey görüyormuş gibi bakmaya başlamış. Tilki merakla sormuş:
“Orada ne görüyorsun dostum, neye bakıyorsun?” Horoz sakince cevap vermiş:
“Dediğin doğru galiba tilki kardeş. Bak, uzaktan iki tane tazı ve arkalarında tüfeğiyle bir avcı hızla bu tarafa doğru koşuyor. Muhtemelen onlar da barış haberini aldılar, buraya kutlamaya geliyorlar!” “Avcı” ve “tazı” kelimelerini duyan tilkinin tüyleri diken diken olmuş, arkasına bile bakmadan kaçmaya yeltenmiş. Horoz arkasından seslenmiş:
“Nereye gidiyorsun tilki kardeş? Hani barış ilan edilmişti, avcıdan neden kaçıyorsun?” Tilki arkasına bakmadan koşarken bağırmış: “Belli olmaz dostum! Belki o avcı ve tazılar barış ilan edildiğini henüz duymamıştır!” Horoz, tilkinin arkasından gülerek dalında güvenle ötmeye devam etmiş.
Bu masala öyle yan yan bakmayın: Horoz, avcı ve tilki arasındaki bu kadim mücadele, sadece bir çocuk masalı değil; Ortadoğu’nun ve Türkiye’nin en köklü ve karmaşık meselelerinden biri olan Kürt sorununun tarihsel gelişimini, aktörlerini ve stratejik çıkmazlarını anlamak için güçlü bir metafor sunar. Masaldaki tilki, Kürt sorununun tarihsel süreçlerinde sıkça karşımıza çıkan, taktiksel çıkarları gereği “barış, kardeşlik ve ittifak” vaatleriyle gelen bölgesel aktörleri ve küresel güçleri sembolize eder. Tarih boyunca Kürt hareketleri veya aktörleri; bazen statükocu devletler, bazen de uluslararası emperyal güçler tarafından kendi dönemsel çıkarları için masaya davet edilmiş, “büyük barışlar” veya “özerklik” vaatleriyle (Irak’ta çok denemiştir) karşılaşmıştır. Ancak masaldaki tilkinin amacının barış kutlamak değil, horozu ağaçtan indirmek (tasfiye etmek veya silahsızlandırmak) olması gibi, siyasi arenadaki bu vaatlerin arkasında da çoğunlukla karşı tarafı zayıflatma ve kendi nüfuzunu yayma arzusu yatar.
Ağacın tepesindeki horoz, acı deneyimlerle yoğrulmuş Kürt siyasal hafızasını ve aktörlerinitemsil eder. Kürt sorununun çözümüne dair ne zaman bir “açılım”, “çözüm süreci” veya “barış diplomasisi” gündeme gelse, masadaki Kürt aktörler her zaman bir gözleriyle “aşağıdaki tilkiyi” izlemek, diğer gözleriyle de “ufuktaki avcıyı” kollamak zorunda kalmışlardır. Geçmişte yaşanan hayal kırıklıkları, bozulan barış süreçleri ve verilen sözlerin tutulmaması, horozun ağaçtan hemen inmesini engeller. Gerçek bir güvence, anayasal bir garanti veya somut bir adım görmeden sadece retorik düzeydeki “kardeşlik” söylemlerine inanarak aşağı inmek, bir tasfiye anlamına gelecektir.
Ufuktan gelen avcı ve tazılar ise meselenin güvenlikçi ve askeri boyutunu ya da her an dengeleri bozabilecek bölgesel tehditleri simgeler. Türkiye’de devlet aklı, uzun yıllar boyunca sorunu sadece bir “terör ve güvenlik” meselesi (avcının tüfeği) olarak görmüş; demokratik reformları ve sivil çözümleri ikinci plana itmiştir. Diğer taraftan, Ortadoğu denkleminde (Suriye, Irak, İran hattında) her an patlak verebilecek yeni bir çatışma veya dış müdahale, masadaki tüm aktörlerin pozisyonunu bir anda değiştiren o “avcı” figürüne dönüşebilir. Tilkinin avcıyı duyar duymaz kaçması, uluslararası veya bölgesel güçlerin kendi güvenlikleri tehlikeye girdiğinde ya da daha büyük bir güçle (örneğin küresel bir krizle) karşılaştıklarında, yerel müttefiklerini nasıl bir gecede yalnız bırakabileceklerini (tıpkı yakın tarihte Suriye’nin kuzeyinde veya Irak Kürdistanı’nda dönemsel olarak yaşandığı gibi) çarpıcı şekilde özetler.
Kürt sorununun çözülememesinin temel nedeni, aktörlerin birbirine duyduğu kronik güvensizliktir. Her aktör, diğerinin “kurnaz bir tilki” gibi kendisini oyuna getirmeye çalıştığına ya da arkasından bir “avcı” kışkırttığına inanır.
Bu masalın döngüsünden çıkmanın tek yolu, sahte dostluk söylemleriyle birbirini ağaçtan indirmeye çalışmak ya da sürekli bir avcı tehdidiyle korkutmak değildir. Gerçek ve kalıcı bir çözüm; horozun da, tilkinin de, avcının da silahların, kurnazlıkların ve tehditlerin ötesinde, eşit ve hukuki bir zeminde, şeffaf bir toplumsal sözleşme ile bir araya gelebilmesidir. Güvencenin kişilerin vaatlerinde değil, hukukun ve demokrasinin evrensel ilkelerinde olduğu bir düzende, kimsenin yüksek dallara saklanmasına ya da avcılardan kaçmasına gerek kalmayacaktır.
Gerçek bir barış için masa, tilkinin ininde ya da horozun ağacının altında kurulmamalıdır. Tarafların eşitlendiği, kimsenin diğerini “avlayamayacağı”evrensel, sivil ve anayasal bir zemine (örneğin Meclis çatısı altına) taşınmalıdır. Horozun aşağıya samimiyetle inmesi için, onun varlığını, dilini, kimliğini ve haklarını koruyan hukuki bir zırh (anayasal güvence) oluşturulmalıdır.
Barışın dili ile eylemi bir olmalıdır. Bir yandan barıştan söz edip, diğer yandan masanın altından “kayyum”, “tutuklama” ya da “tasfiye” sopasını göstermek samimiyeti öldürür. Tilkinin (devlet aklının ve siyasi aktörlerin) barış çağrısı yaparken kurnazca taktiksel kazanımlar veya seçim hesapları gütmediğini, meseleyi samimi bir toplumsal uzlaşı olarak gördüğünü somut adımlarla (siyasi af, demokratikleşme, ifade özgürlüğü) kanıtlaması gerekir.
Tekrar masala gelirsek… Eğer süreç samimi olursa masal şöyle biter:
Tilki, horoza barış haberini verdiğinde horoz uzakta avcıyı görmez. Çünkü avcı tüfeğini bırakmış, ormanın eşit bir paydaşı olarak “masa”ya doğru yürümektedir. Tilki kaçmaz, horoz da ağaçtan korkusuzca iner. Ormanın ortasında (ne avcının tüfeğinin ne tilkinin kurnazlığının ne de horozun savunma refleksinin hüküm sürdüğü) hukukun, eşit vatandaşlığın ve kalıcı huzurun anayasası yazılır. Horoz artık sadece sabahı müjdelemek için öter, hayatta kalmak için değil.

Yorumlar
Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!