ALLAH’IN BELÂSI (mizah)

29 Mayıs 2018 Yazan  
Kategori Mizah Köşesi

            Bir Padişah bir gün çok güzel ve süslü bir at’ı getirmiş ve etrafındakilere sormuş.

            “Bu hayvanın ne olduğunu bileniniz olursa, ona mal mülk vereceğim!Altına boğacağım!..”Etrafındakilerin salyasının aktığını gören Padişah biraz duraksadıktan sonra devam etmiş. “Ancak bilmeyenlerin kafasını kestireceğim!”

            Bu kolay soruyu hemen yanıtlayıp zengin olmak isteyen bir kişi hemen öne çıkmış.

            “Ben yanıtlayacağım Padişah’ım!”

            “Bu hayvan nedir?” demiş Padişah.

            “Bu bir attır efendim!” diye yanıtlamış adam.

            “Uçurun kellesini, bilemedi!” demiş Padişah. Adamı alıp götürüp kellesini kesmişler hemen oracıkta.

            Bir başkası, “yahu bu at değilse, o halde katır olmalı?” diye düşünmüş. “Bu sayede hemen zengin olurum,” demiş içinden. Bir adım öne çıkmış adam.

            “Ben yanıtlayayım Padişah’ım!”

            “Söyle bakalım!”

            “Bu bir katırdır!”

            “Vurun kellesini bunun da!” demiş Padişah. İkinci adamı da alıp cellâda teslim etmişler oracıkta muhafızlar. Adamın kellesi de kesilmiş hemencecik.

            Kalabalık yavaş yavaş titremeye başlamış. Orada bulunanlardan biri, “yahu bu hem at ve hem de katır değilse, olsa olsa ata çok benzediğinden bir tay olmalı,” diye düşündü. “Hemen yanıtlayıp zengin olayım bari,” dedi. Ve o da bir adım öne çıktı.

            “Ben yanıtlayayım efendim!” dedi adam.

            “Söyle bakalım? Bu hayvan nedir?”

            “Bu bir taydır efendim!”

            “Bu kolay soruyu sen de bilemedin. Vurun kellesini bu adamın!”

            Adamı da muhafızlar hemen tutup oracıkta bulunan cellâda teslim ettiler. Cellât infazı yaptığında yerde epeyce kan birikmişti. Bu arada kalabalık-bir saf adamın dışında-oradan tüymüştü. Padişah karşısında dikilmiş vaziyette duran adamı görünce sevindi.

            “Söyle bakalım? Bu hayvan nedir? Bir tek sen kaldın, sıra sende!”

            Adam, Padişah’ın icraatını bildiği için(çok şükür ki günümüzde devlet başkanlarının böyle icraatları yok(?)) çok endişeli ve korku içindeydi. Ne yapmalıydı, nasıl yapmalıydı? Biraz zaman kazanmak amacıyla –ecel terleri arasında- adam, atın etrafında döndü, derisini eliyle yokladı, kuyruğunu tuttu, bıraktı, kulaklarına dokundu, ağzını açtı, dişlerine baktı hayvanın. Duraksadı bir ara… Tekrar hayvanın etrafında döndü, bir ayağını tuttu ve nalına baktı, bıraktı.

            “Evet,” dedi Padişah. “Bu hayvan nedir?”

            Adam kan ter içinde Padişah’a baktı. “Efendim!” dedi, “bu olsa olsa Allah’ın belâsıdır!”

            “Bildin!” dedi Padişah.

            Ve böylece kellesini kurtardığı gibi, altına boğuldu ve zengin oldu adam.

            Bugün öyle değil midir? Doğruyu söyleyenler, çok bilenler mi varsıl oluyor ya da iki kelimeyi yayana getirmeyi beceremeyenler mi? Evet, evet… Nabza göre şerbet verenler, yağdanlıklar, zayıf seciyeli uyanıklar ve bukalemunlar varsıllaşıyor! Çözüm: Tam demokratik, laik, sosyal hukuk devletini inşa etmede. Ve insanların yarınlarını rastlantılara bırakmamada!

BÜLENT TEKİN

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!