VATAN MİLLET DİYARBAKIR

01 Aralık 2013 Yazan  
Kategori Kitaplarım

VATAN MİLLET DİYARBAKIR

VATAN MİLLET DİYARBAKIR-(ÖZET)

“Bülent Tekin, ince ve derin bir ironi duygusuna sahip. Batılılar bu felsefi espri anlayışını ‘sense of humour’ sözüyle karşılıyor. Ele aldığı her konuyu, şeytanın gör dediği bir perspektiften yakalayan ve şaşırtıcı bir berraklıkta önünüze koyan bu usta kalemin, maalesef yeteri kadar anlaşılmadığını ve takdir edilmediğini düşünüyorum.”
-Mümtaz’er Türköne-
(Kapak Yazısı’ndan)

ÖZET: Siyaset varsılları, yoksullar, namus cinayetleri ve varsıllığına güvenip işlenen cinayetler! Fuhuş! Yoksulun fuhuş rezaleti ve varsılın su yüzüne çıkmayan günahı! İnsanların hayhuyu almış yürüyor. Önce Kürt açılımı dediler, sonra Demokratik Açılım, yeni adı-şimdilik!-Milli Birlik Projesi!

Vatan, millet, Sakarya, Dicle, Fırat, Diyarbakır! İktidarların söyleyemediği slogan bu olmalıdır. Kim bilir, 80-85 yıldır yapılan vatan, millet, Sakarya edebiyatına Dicle, Fırat, Diyarbakır’ı ekleyerek aynı edebiyata imaj yaratılmak isteniyordur. Böylece Diyarbakır ve Kürtlük kavramlarına iktidarlarca (devletçe) sahip çıkılarak bu değerlerin içi boşaltılmak istenmektedir.

Ve Kürtlerin meşhur ağaları: Bu ağaları halkın başına bela edenler Osmanlı ve ondan sonra da Cumhuriyet yönetimleridir. Feodalizmin tasfiyesi engellenerek, kamunun arazileri aşiret reisleri ağalara, beylere verilerek sistem korunmak istenmiştir. Bu rant sistemi toprak ağalarını hızla varsıllaştırırken oligarşik cumhuriyette al gülüm ver gülüm esasına dayanan bir huzur sağlanmıştır. İşbirlikçi toprak ağaları her türlü imha ve inkârın yerli ayakları olmuştur. Bu tip köylülük ve aşiret yapısıyla bugün 60 bin korucu başka bir güç olarak ortaya çıkmıştır.

Aydınların dinlenilmemesini istemek de ayrı bir tuhaflıktır. Resmi devlet görüşünün dışında hiçbir düşüncenin hayal bile edilmemesidir. Bir gün bir arkadaşım anlattı: “Rüyalarımda Kürtçe konuşurum. Rüyalarımda ailemle, akrabalarımla, arkadaşlarımla Kürtçe konuşurum. Eğer bir valiyle ya da başka bir bürokratla (rüyamda) konuşursam-Kürtçe bilmiyorsa-Türkçe konuşurum. Bunun ilk ayırdına vardığımda babama sordum: ‘Rüyalarında hangi dille konuşursun?’ ‘Tabii ki Kürtçe konuşurum! Neden sordun?’ diye yanıtladı.” Biz bu insanların anadil ve kültür yaşamlarının ifasını engellersek onların rüyalarını nasıl engelleyeceğiz? Bu doğru ve insani bir tavır olabilir mi?

Kimse bu ülkede bir şeyler uğruna savaşma isteği duymamalıdır. Ölü sevici bir toplum olmak istemiyoruz. Irkçı ve şovenist düşüncelerce sıkış tıkış edilen toplumun soğukkanlılığı yok edeceğini düşünüyorum. Toplumsal barışın önü açılmalıdır. Toplum en çok barışa hasrettir. Kimse oğlunun ölüsünü öpmek istemiyor! Ölümü doğal akışı içinde kabullenmenin yolu barıştır. Gel zaman git zaman-her şeye karşın!-bir gün barış sağlanacak(tır).

Biraz barıştan söz etmek istiyorum. Öyle pespaye bir duygu değil, yüce, yüksek bir duygudur. Varken güzelliğini pek fark etmediğimiz, yanı başımızda görmediğimiz bir güzelliktir barış. İnsanın kendi eşinin güzelliğini gör(e)mediği bir durum gibidir. Ama o yokken özlem duyduğumuz, uğruna ölebileceğimiz bir güzelliktir. Eşimiz kadar sevebileceğimiz bir güzellikten, barıştan söz ediyorum. Doğrusu aranırsa, biz bu son günlerde dahi barışı bir kadın güzelliğine benzetmiyoruz. Gözlerimizin önüne dağlar bir heyula gibi dikiliyor, barışı (güzelliği) göremiyoruz.

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!