BEKRİ MUSTAFA
19 Haziran 2026 Yazan Bülent TEKİN
Kategori Genel, Güncel Bilgiler
Sanırım iki önceki yazımda Bekri Mustafa’dan bahsetmiştim. İçinde yaşadığımız topraklardaki durum hep böyle devam edecek olursa Bekri Mustafa’yı daha çok anacağız. Bırakınız bir siyasal partinin seçimleri kazanıp iktidara devir teslim yoluyla gelmesini, bir partinin genel başkanının yargı (mevcut iktidar) belirlenmesindeki normali(!) kabul etmeye başladık. Allah yardımcımız olsun! Bir partinin kurultaylarınca değil, ya da partisine oy verenleri temsil eden delegeler tarafından değil de, başka bir kurum veya organlarca belirlenen bir genel başkan varsa gerisini siz düşünün. Konuşulacak bir şey geriye kalmıyor. Bu demokrasi midir, otoriter rejim midir, diktatörlük müdür, nedir? Demokrasiler nasıl tanımlanır, kriterler nedir, bunların mutlaka ortaya konulması gerekir, diye düşünüyorum.
Gelelim bizim asıl meseleye, yani Bekri Mustafa’ya. Doğruyu söylemek gerekirse ben Kürtlerden bir örnek vermek isterdim, ama inanın böyle bir ayyaş bilmiyorum. Kürtlerden bahsedersem abooo, isyanlar, hem de sayılmayan isyanlar, ihanetler, kan, gözyaşı vb. Onun için sözlerinde mizah olan bir büyüğümüzden yararlanıyorum, Bekri Mustafa’dan.
Dördüncü Murat devrinde ayyaşlığıyla bilinen Bekri Mustafa diye bir adam vardır. Rivayet bu ya, günün birinde, camiye gideceği tutar. O da kalkıp Ayasofya’ya gider. O sırada cenaze varmış, cemaat cenaze namazına duracak ama ortada imam yok. Bekri Mustafa’nın cübbesini gören Cemaat-i Müslimin onu imam zanneder. “Eee haydi Hoca, namazı kıldır!” derler. O da madem öyle bismillah der, sevabına çıkar cemaate namazı kıldırır.
Namazın ardından tabutun başına geçer. Hafifçe kapağı kaldırır, çaktırmadan içeri doğru bir şeyler fısıldar. Bu cemaatin gözünden kaçmaz, insanlar merakla sorarlar: “Hoca, merhuma ne dedin?” Bekri Mustafa şöyle cevap verir: “Ona dedim ki, şimdi ahrete gidiyorsun. Melekler sana dünyanın ahvalini soracak olurlarsa, Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam oldu dersin, onlar durumu anlar!” CHP’deki durum da aynen budur. Bekri Mustafa olanları şöyle demeye getiriyor: “Türkiye siyasetine dair merak duyanlara mahkeme kararıyla, mutlak butlanla, seçilmiş genel başkan Özgür Özel’i devirip, yerine seçilmemiş Kemal Kılıçdaroğlu’nu atadılar dersiniz, onlar durumu anlar.”
Birçok siyasal bilimciye göre Türkiye’de çok partili hayatın sona erdiği anlamına geliyor. Yani Bekri Mustafa’nın dediğine bakarsak, belki de, “Allah rahmet eylesin! Gömün gitsin!” demek gerekir. Böylesi bir söylemi tuhaftır ki, Kılıçdaroğlu’nun eski danışmanı İbrahim Uslu da diyor: “Genel başkanın kim olduğuna devlet karar veriyorsa, çok partili hayat bitmiştir!” Yani bizim asıl konumuza göre söylersek, anlayacağınız, Bekri Mustafa Ayasofya’ya imam olmuş!
Şaka bir tarafa, tartışmalar, Türkiye’de muhalefetin kurumsal durumu ve seçimlerde iktidara alternatif oluşturabilme potansiyelinin ne ölçüde korunabileceği noktasına taşınmış durumdadır. Bu nedenle CHP etrafındaki gelişmeler, uluslararası gözlemciler tarafından yalnızca iç siyasi çekişmeler olarak değil, Türkiye’de demokratik rekabetin geleceğini etkileyen gelişmeler olarak görülüyor. “Türkiye’de seçim, hangi şartlarda ve nasıl yapılacak?” “Seçimlerle iktidar değiştirebilir mi?” gibi birçok konu soruluyor ve tartışılıyor. Doğrusunu söylemek gerekirse ben bu kadar da karamsar değilim.
Kürt siyasal hareketinin (DEM Parti’nin), Türkiye’nin genel sosyal, ekonomik ve politik sorunlarına dair giderek daha az politika üretmeye ve yalnızca kendi perspektifinden ulusal sorununun çeşitli yansımalarına odaklanmasını bekleyenler olabilir. Kürt siyasi hareketi için ulusal sorunun kendisine odaklanmak elbette politik olarak doğal ve meşru olabilir. Ancak bu odaklanmanın kendisi, Türkiye’de yaşananların dışında kalmaya neden olamaz. Türkiye’de tam demokrasi ihtiyaçlarını merkeze almamak, ancak, çok kısa erimli bir ufka dayanır. Kürt siyasal hareketi, siyasal faaliyetinin ve mücadelesinin merkezine Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılmasını almasının nedeni de onlara göre demokrasi sorunudur.
DEM Parti Türkiye’de olanlara, Kürt sorununu çözme konusundaki rolüne rağmen seyirci kalmıyor, kalamaz. Çok tecrübeli bir geçmişi ve krizler karşısında politik bilgisi var. Bir örnek vermek gerekirse, DEM Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi için gücünün dışında, oldukça zayıf bir seçim kampanyası yürütmüş olması-resmi bir destek açıklaması olmadan-Ekrem İmamoğlu’nun seçimi kazanmasında etkisi söylenebilir. DEM Parti, ezilenlerin en geniş demokratik-halkçı birleşik mücadele cephesidir aynı zamanda. Zaten bu nedenledir ki antifaşist, antikapitalist, cinsiyet özgürlükçü, katılımcı ve ekolojik ilkeler ışığında (ve solun tüm değerlerine sahip çıkarak) politika yapmak zorundadır. Türk ve Kürt halklarının var olma mücadelelerine, eşitliğe, özgürlüğe olan inancıyla Türkiye siyasetinde olanlara da kayıtsız kalamaz, kalmıyor. Saygı ile. Bülent Tekin

Yorumlar
Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!