RUBİCON’U GEÇMEK

25 Mayıs 2026 Yazan  
Kategori Genel, Güncel Bilgiler

Rubicon (Robikon) İtalya’nın kuzeyinde 29 kilometre uzunluğunda bir nehirdir. Nehir Apenin Dağlarından doğar Adriyatik Denizine dökülür.  “Rubicon’u geçmek” deyimi, geri dönüşü olmayan noktadan ileri gitmek anlamında kullanılır ve Jül Sezar’ın MÖ 49 yılında Lejyonu ile nehri geçmesine atıfta bulunur. Nehir, Roma Cumhuriyeti döneminde generallerin ordularıyla geçmesinin yasak olduğu sınır çizgisi olması nedeniyle önemlidir. Rubicon, kuzeyde bulunan Cisalpina Galya Eyaleti ve İtalya’nın güneyi arasında bir sınır çizgisi olarak kabul edildiğinden kanunlarla Cumhuriyet’i tehdit edebilecek askeri girişimler engellenmeye çalışılmıştır. 10 Ocak MÖ 49 tarihinde Jül Sezar ordusuyla nehri geçince bu yasağı çiğnemiş ve bir iç savaşa neden olmuştur. Sezar’ın, “Ok yaydan çıktı” anlamına gelen “Zarlar atıldı” olarak bilinen ünlü sözünü nehri geçerken söylediği rivayet edilir. Bu cüretkar hamle, Senato ve rakibi Pompey karşısında üstünlük sağlamasına ve Roma’da mutlak iktidarı ele geçirmesine yol açmıştır.

CHP’ye kayyum atanması ve CHP Genel Merkezi’ne savaş manzarası ile polisin girmesi, binayı kayyum’un ele geçirmesi sonucu Cumhur İttifakı rejimi o an itibari ile ‘Rubicon Nehri’ni geçti’ diyebiliriz. Yanılmıyorsam HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın evinin kapısı da böyle kırılmıştı. Öyle kolay, yabana atılacak bir karar olmadı ve artık dönüşü olmayan bir yola girildi. Zarlar atıldı artık, rejim için geri dönülecek yol kalmadı. Rejimin aklına göre artık onlar için tehlike yaratacak bir muhalefet kalmadı.

Bu manzara, Türkiye’de demokratik kırıntıların da hızla tükendiğini gösteriyor. Sanki rekabetçi otoriterlik bile istenmiyor, arzu edilen sonucu belli sembolik seçimler. Muhalefetin gerçek bir alternatif olabilmesi için önce rejimin temel paradigmalarını sorgulaması gerekir. İçinde bulunduğu demokrasiden vazgeçmiş teslimiyetçi çizgiyi aşması gerekiyor. Bu aşamada Dem Parti’ye büyük bir görev düşüyor. Hatta Abdullah Öcalan’ın bu konudaki yorumu da merak konusudur. Öcalan’a ve Dem Parti geleneğine göre Kurtuluş Savaşı’nı birlikte veren Türkler ve Kürtler, kurtuluşa ulaşılınca Kürtler yadsınmıştır. Hatta Öcalan’a göre bu durum Mustafa Kemal Atatürk’ten kaynaklanmamıştır, etrafını saran çevresi tarafından yapılmıştır. Bu yeni barış sürecinde yani Barış ve Demokratik Toplum konusunda CHP’nin desteği önemseniyordu. Cumhuriyetin kurucusu partisi CHP için bu durum Türkiye açısından trajik bir olaydır. CHP’ye yapılanlar, genel merkezine zorla girmek toplumsal bir öfke yaratmıştır. Bu gidiş iktidarın da yararına değildir. İktidar olanları mutlaka irdelemek zorundadır. Toplumsal muhalefet de bir çıkış yolu ve siyasi mecra bulmak zorundadır. Çünkü tarih nehri yatağında akmaya devam eder. Saygı ile. Bülent Tekin

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!