YILKI ATI
03 Temmuz 2026 Yazan Bülent TEKİN
Kategori Genel, Güncel Bilgiler
Abbas Sayar’ın “Yılkı Atı” romanı özgürlükler, fedakârlık, nankörlük, mücadele, emek adına verilen zor yaşantı karşısında bende bir hatırlatma yaptı. Romanının ana fikri, çıkara dayalı insan ilişkilerinin ve vefasızlığın acımasızlığıdır. Eser; yaşlandığı için işe yaramaz görülüp doğaya terk edilen bir atın hayatta kalma mücadelesi üzerinden, insanın doğaya ve vefaya olan yabancılaşmasını vurgular:
“İbrahim, tarlada çift sürmektedir. Bulunduğu köy, Anadolu’nun yoksul köylerinden biridir. Köyde kış, acı yüzünü göstermeye başlamıştır. Rüzgârlar sertleşmiş, kavak ağaçları yapraklarını dökmeye başlamıştır. İbrahim, bu yılki mahsulünü düşünür. Saman da, ürünler de kıt kanaat ancak yetecektir. Samanları düşünen İbrahim, Dorukısrak’ını hatırlar. Öküzleri köye doğru sürerken hayaller kurar. Bir harman dolusu buğdayının, arabalarının, konağının, bir sürü atlarının olduğunu hayal eder. İbrahim, bu kadar zenginliği olsa çalışanlarına hep hakkını vereceğini düşünür. Köyde öküzlerini suladıktan sonra İbrahim eve döner. Büyük oğlu Mustafa’ya Dorukısrak’ı dağlara sürmesini söyler. Dorukısrak’in artık yılkı atına salınma vakti gelmiştir.
Mustafa ve küçük kardeşi Hasan, Dorukısrak’a atlayıp dağlara sürerler. Bir de taş atarak onun incinmesine neden olurlar. Dorukısrak’ı kovalarlar. Onlar köye dönünce Dorukısrak, yuvasından ve tayından uzak yerlerde tek başına kalakalır. Karanlık çökünce köye gider. Ahırının kapısını zorlar, kapı açılmaz. İmam, yalnız kıldığı namazdan evine döndükten sonra gece dışarda, Dorukısrak ve köpeklerden başka hiç kimse kalmaz.
Dorukısrak sonraki gün de aynı şeyi yapar. Artık gündüzleri kimse görmeden sürüye kanşıp tayını sevmekte, akşam da Mustafa ve Hasan’in taşlamaları yüzünden dağa kaçmaktadır. Üçüncü gün, İbrahim Dorukısrak’ı acayip şekilde döver. İbrahim, ona yarışlar kazandıran, tay veren, yıllarca yanından ayrılmayan bu atı, artık işe yaramadığı gerekçesiyle istememektedir.
Bir gün sonra, Tombak Emmi, İbrahim’in emri üzerine Dorukısrak’ı bir köylüye verir. Köylünün adı Kaşifinoğlu’dur. Kaşifinoğlu, Dorukısrak’ı çok uzaklara götürür ve bırakır. Dorukısrak’ı tayını çok özlediği için yine ahırını bulur, komşular onun İbrahim’in atı olduğunu anlayınca ona acır. Doru-kısrak artık çok yıpranmıştır, köye son defa bakar ve köyü terk eder.
Doru, yapayalnızdır artık. Çok acıkmakta fakat ot bulamamaktadır. Dolaşırken kendisi gibi yılkıya salınmış bir atla-Çilkır’la-karşılaşır. Birlikte güneye doğru inerler. Ovada onlar gibi 7-8 at daha vardır. Bütün atların koruyucusu olan atın adı Demirkır’dır. Doru da onlara katılır, bir hayat sürmeye başlar. Sadece tayını çok özlemektedir.
Bir gün, Dorukısrak’ı kıskanan Çilkır’la Aygır kavga ederler. Çilkır yenilince gururu kırılır, herkese küser. Kış gelmiştir, her yeri kar kaplamıştır. Kurtların hücumuna uğrarlar, Aygır hepsini kurtarır.
İbrahim, Doru gittikten sonra çok asabileşir. Dorukısrak’ı düşünmekte fakat arasa da bulamamaktadır. Köylüler de ettiğini bulduğunu düşünmektedir.
Havanın çok soğuk olduğu bir gün, Dorukısrak hastalanır, bir köye doğru gider. Hıdır Emmi adında biri ona acır, bakar ve onu iyileştirir. Dorukısrak, bir köyde emniyette iken arkadaşlarına yine kurt saldırır ve Çilkır’ı öldürürler.
Dorukısrak’a çok iyi bakılmakta, arpalar yedirilmekte, üstü kilimlerle örtülmektedir. Bir insana bakılır gibi bakılmaktadır. Bu iyi insanlar, iyileşince onu törenle köyden gönderirler. Arkadaşlarını bulunca Çilkır’in öldürüldüğünü duyar ve çok üzülür. Artık mart ayı gelmiş, kış yerini bahara bırakmıştır. İki atı yılkı tüccarları zorla götürürler. İbrahim ise bahar gelince tek başına da olsa Dorukısrak’ı bulmaya karar verir. Ovaya iner. Dorukısrak’ını bulur. Tayı annesinin yanına gönderir, böylelikle Doru’nun geleceğini zanneder. Tay ve Dorukısrak tam aksine koşmaya başlarlar, bir süre sonra gözden kaybolurlar. İbrahim yaz kış onları arar; fakat bulamaz.”
Romandaki temalar, sahibine yıllarca hizmet eden “Dorukısrak” adlı atın, gördüğü vefasızlık karşısındaki durumu; evcil bir hayvanın, doğanın zorlu koşullarında kendi içgüdüleriyle baş başa kalması ve köylünün geçim sıkıntısı yüzünden merhametini kaybetmesi ve hayvana bakamayacak duruma gelmesi şeklinde de söylenebilir. Türkiye’de içinde bulunduğumuz durum tıpkı bu romanda anlatılan acıları insanların çektiği olarak da açıklanabilir.
Yılkıya atmak (yılkıya bırakmak), insanların yazın tarım ve ulaşım işlerinde kullandıkları yaşlı, hastalanmış veya kışın besleme maliyeti ağır gelen atlarını, yem masrafından kurtulmak için kış aylarında doğaya (dağlara veya kırlara) terk etmesi anlamına gelir.
Yılkı atları, yaşlandıkları veya kış aylarında masrafları (yem, bakım) karşılanamadığı için sahipleri tarafından doğaya terk edilen evcil atlardır. Doğada zorlu kış şartlarına uyum sağlayıp hayatta kalmayı başaran bu atlar zamanla yabanileşerek sürüler halinde özgür yaşamaya başlamışlardır. Tarım ve ulaşım gibi alanlarda insanlara yıllarca hizmet edip yaşlanan veya hastalanan atlar, kışın yiyecek sıkıntısı çekildiğinde köylüler tarafından dağlara veya ovalara salınırdı. Amaç, kışın atların bakım maliyetinden kurtulmak, bahar aylarında ise hayatta kalabilenleri tekrar bulup çalıştırmaktı. Doğaya bırakılan bu atlar doğanın zorlu koşullarında kendi başlarının çaresine bakmayı öğrendiler, birbirleriyle çiftleşerek çoğaldılar ve özgür, yaban hayatına adapte olmuş sürülere dönüştüler.
Türkiye’de içinde bulunduğumuz durum tıpkı bu romanda anlatılan acıları insanların çektiği olarak da açıklanabilir. Mesela emekliler adeta yılkıya bırakılmıştır. Memur ve işçilerin durumu aynıdır. Tüm emeğiyle çalışanlar perişan durumdadır. Böylesi bir yılkı benzetmesi içindedirler. Özgürlükler için mücadele edenlerin durumu mesela. Kürtlerin mesela bu topraklarda verdikleri emeğin bir karşılığı henüz verilmemiştir. Özgür yaşama, insanca yaşama talebi mesela. DEM Parti geleneği mesela büyük emek ve bedeller verdi ve veriyor. Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan’ın yerinde olmak ister misiniz mesela? Bu kadar bir ağırlığı taşımak açısından mesela… İronik bir durumdur belki, bu devleti kuran CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in de yerinde olmak ister misiniz? Ekmekten de sudan da belki daha önemli olan özgürlük mesela? Böylesi bir özgürlüğe bu topraklarda yaşayanlar tam olarak kavuşmuş mudur? Daha çok örnek verilebilir acılara, daha çok acıtır diye yazmak istemedim. Saygı ile. Bülent Tekin
.

Yorumlar
Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!