LÜKÜS HAYAT
12 Temmuz 2026 Yazan Bülent TEKİN
Kategori Genel, Güncel Bilgiler
Ekrem Reşit Rey’in yazdığı ve Cemal Reşit Rey’in bestelediği “Lüküs Hayat” Türk tiyatrosunun en ünlü müzikallerindendir. Küçük hırsızlıklarla geçinen Rıza ve Fıstık adlı iki arkadaş, bir zengin evine hırsızlık amacıyla girer. Evde bir kıyafet balosu düzenlenmektedir. Ev sahibi, Rıza’yı baloya davetli olan Zonguldaklı zengin Rıza Bey sanır. Kendilerini bir anda sosyete ortamında bulan ikili, “Lüküs Hayat” cereyanına kapılarak bu yeni dünyanın bir parçası haline gelir. Batı kültürünü sadece şekilsel bir özentiden ibaret sanan sonradan görme zenginlerin trajikomik halleri, hırsızların gözünden keskin bir dille eleştirilir. Alt tabakanın kurnazlığı ile üst tabakanın gösteriş düşkünlüğü birbiriyle çatışır.
Türk tiyatrosunun klasik eserlerinden birisidir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında devlet politikası olmanın dışında bir moda halini alan batılılaşmanın kibarlık budalalığına dönüşmesini konu edinir. Toplumun iki ayrı sınıfını ele almıştır: Yaşamını hırsızlıkla sürdüren alt sınıfın yanında, “zengin” kimliği ile yaşamasına rağmen elindekileri har vurup harman savurduğu için parasız kaldığından birbirini dolandırarak “Lüküs Hayat” süren, çıkar üzerine ilişkiler kurmuş bir üst kesim. Cumhuriyetin 10. yılında sergilenmek üzere bu eser yaratılmıştır.
Operetin sözleri resmî olarak Ekrem Reşit Rey’e ait gözükmekle birlikte; bazı söylentiler ve bu söylentileri doğrulayan tanıkların iddiaları doğrultusunda sözlerin bir kısmının veya tamamının Nazım Hikmet’e ait olduğu düşünülmektedir. Tarihçi Rasih Nuri İleri’nin aktarmasına göre, Ekrem Reşit Rey sözleri yetiştiremeyeceğini belirtince bu iş o sırada hapiste bulunan Nazım Hikmet’e teklif edilmişti. Nazım Hikmet hapiste olduğu için ismini kullanmadı ve program metinlerinde eseri yazan, Ekrem Reşit Rey olarak yer aldı. Bir başka iddiaya göre Nazım Hikmet eserin tamamını değil, müzikal içerisinde yer alan bazı şarkıların sözlerini yazmıştır. Şişli’de bir Apartman şarkısının sözlerini Nazım Hikmet’in yazdığı sanılmaktadır.
Lüküs Hayat’ın konusunu özetlemeye çalışalım: Lüküs Hayat, Türk toplumunun Batı ile yüzleşmesi ve bu çerçevede yaşanan gülünçlükleri sahneye taşıyan, iki farklı kültürün yüzleşmesinden ortaya çıkan durumun değişmezlerini anlatmaktadır. Küçük hırsızlıklarla geçinen “Rıza” ile “Fıstık” bir zengin evine girince kendilerini kıyafet balosunda bulurlar. Olaylar, Rıza’nın Zonguldaklı zengin Rıza Bey sanılması ve bu balo sırasında kendini “lüks hayat yaşantısı”na kaptırması üzerine kuruludur. İkilinin içine düştüğü bu yeni ortam, batılılaşma özentisinin ortasına düşmüş halktan insanların durumudur. Çelişkilerin iyice keskinleştiği yaşam biçimleri komik olaylara neden olur.
Ruhi Bey’le eşi Belkıs Hanım İstanbul Kadıköy’deki köşklerini zengin Rıza Bey’e satmak istemektedirler. Belkıs Hanım, onu akşam yapılacak “kostümlü balo”ya davet eder. Belkıs Hanım hem Rıza’nın gözünü kamaştırıp köşkü ona satmak, hem de balo sırasında, kız kardeşi Nesrin’le Rıza Bey’in arasını yapmak istemektedir. Bu arada Belkıs Hanım’ın amcasının kızı Mısır’daki Atıfet de o gün İstanbul’a gelecektir. Köşkün hizmetçisi Şadiye, Atıfet’i hırsız Rıza’yla Fıstık’a bildirir. Rıza ile Fıstık’ın balo akşamı köşke gizlice girip Atıfet’in elmaslarını çalmasını planlarlar. Rıza, sevgilisi Zeynep’e planı anlatır ve akşam Fıstık’la birlikte köşke gider; ancak yolu şaşırır ve kendilerini baloda ev sahipleriyle konukların arasında bulurlar. Balodakiler, Rıza’yı külhanbeyi kostümüne bürünmüş Zonguldaklı Rıza Bey zanneder. Rıza bu yanlış anlaşılma üzerine “Rıza Bey”miş gibi davranır. Gerçek Rıza Bey geldiğinde, köşkün hizmetçisi Şadiye tarafından kömürlüğe kilitlenir. Balo boyunca Fıstık, Rıza’ya elmasları alıp kaçmayı önerse de Rıza, bulunduğu ortamdan ve “Rıza Bey” olmaktan çok hoşnuttur. Rıza’nın etrafını kadınların sarmış olduğu ve havai fişek gösterisi için ortamında karartıldığı bir sırada, Rıza’nın sevgilisi Zeynep de köşke gelir ve Rıza’nın Atıfet’e tutulmuş olduğunu fark eder. Atıfet de aşkına karşılık verince Rıza elmasları çalmaktan vazgeçer. Rıza, “Atıfet’in Rıza’sı”, Zeynep ise “Fıstık’ın Zeynep’i” olur.
Lüküs Hayat bize ne anlatır: Lüküs Hayat, 1930’lu yıllarda bir akım olarak yayılan Batı özentisini anlatıyordu. Boğaz kıyısındaki yalılardan Beyoğlu’ndaki apartmanlara ve hızlı yaşama geçildiği bir dönemde, maddi sıkıntı çektiği halde eğlence hayatına devam eden bir aile ve yakın çevresindeki insanların birbirlerini kandırmaya çalışmaları ile küçük hırsızlıklar peşinde koşan “küçük” insanların menfaat çatışmaları vardı “Lüküs Hayat”ta. “Lüküs Hayat”, Türk toplumunun Batı ile yüzleşmesini ve bu çerçevede yaşanan gülünçlükleri sahneye taşıyan bir müzikaldi. Başka bir deyimle, Türkiye’nin dünden bugüne Batı ile kurduğu ilişkiye “kurmaca” diliyle bakan bir belgesel de diyebilirdik. Küçük hırsızlıklarla geçinen Rıza ile Fıstık bir zengin evine girince kendilerini kıyafet balosunda buluyordu. İkilinin içine düştüğü bu yeni ortam, batılılaşma özentisinin ortasına düşmüş halktan insanların durumunu açıklarken, Cumhuriyet sonrası yanlış anlaşılan batılılaşma olgusunun sonradan görme insanlar arasında yarattığı komik durumları öykülüyor, hayatını küçük hırsızlıklarla sürdürenlerle, çıkar ilişkileri içindeki sosyetenin bir araya gelmesinin yarattığı gülünçlükler konu ediniliyordu.
Lüküs Hayat Opereti, Cumhuriyetin 10. yılında sahnelenmiş ve o günden sonra izlenme ve oynanma rekoru kırmış bir müzikal. Bir yanda ‘Demir ağlarla ördük, Anayurdu dört baştan’ diye övünen 10. Yıl Marşı çalınırken öte yanda Lüküs Hayat’ın devlet eliyle sahnelenmesi bir çelişki gibi duruyor mudur diye de düşünülebilir belki… Bir cesaret ve özgüven hikâyesi diyebiliriz. 1930’lu yıllarda Kürtlerin esamesi okunmuyor mesela. 1. TBMM’deki Diyap Ağa (Dersim), Yusuf Ziya Bey (Bitlis) veya Hasan Hayri Bey (Dersim) gibileri artık mebus olarak yoktu mesela. 1930’lu yıllarda Ağrı İsyanı yaşanmıştır. Kürt meselesi çözülmüş kabul edilmiş günümüze havale edilmesi gibi bir duru söz konusuyken… Eseri Nazım Hikmet’in yazıp yazmadığı konusunu gündeme getirmeden şu belirleme yapılabilir: Eser, devlet eliyle de dayatılan Batılılaşma arzusunun, toplumda oluşturduğu çoğul kişilikleri, görmemişlikleri ve rüküş özentileri harika biçimde hicveder. Hırsız Rıza’nın neredeyse bir namus timsali olarak görünmesini sağlayacak kokuşmuşluğu resmeder.
Ankara’da yapılan Nato Zirvesi’nde sanki iki gün-benzetmek gibi olmasın-başka bir lüküs hayat yaşandı. Zengin ve güçlü görünmek adına büyük paralarla yapılan imalatlar aşırıydı. Yapılan ikram ve verilen hediyeler çok konuşuldu ve yazıldı. Olumlu diyene pek rastlamadım. Ankara’yı kapatan paravanlar gerçeği gizlemeyi başaramadı mesela. Paravanlar kaldırılınca gerçek Ankara ortaya çıktı. Paravanlar konuldu, sorunlar görülmeyecek diye düşünülmemelidir. NATO Zirvesi dolayısıyla tutuklamalar mesela. Ülkenin yargı ve adalet sorunu olduğu gibi ortadadır. Dem Parti Eş Genel başkanlarının sözlerine pek kulak verilmiyor. CHP ve Genel Başkanı Özgür Özel’in durumu ortadadır. Yeni barış süreci (Kürt sorununun çözümü) olduğu gibi ortadadır. Demokrasi ve özgürlük sorunu durmadan bağırıyor. İyi olmayan bir ekonomi ve yoksulluk mesela kol geziyor. Yani anlaşılan “lüks” bir hayatımız yok. Saygı ile. Bülent Tekin

Yorumlar
Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!