DELİLERİN DANSI-2

10 Ekim 2026 Yazan  
Kategori Genel, Güncel Bilgiler

DELİLERİN DANSI-2

Deliler konusu çok hoşuma gitti. İkinci bir yazıda devam etmek dilerim delice bir hareket olarak adlandırılmaz. Amerikalı yazar Ken Kesey’in “Guguk Kuşu”  adlı ünlü romanında herhangi bir ülkenin sistemini tımarhane, yaşayanlarını (toplumu) köleleşmiş hastaları ve devlet otoritesini acımasız bir hemşire üzerinden anlatmak mümkün olabilir. “Guguk Kuşu”nun bir özetini yapmakta yarar var:

Hikâye, Oregon’daki bir akıl hastanesinde geçer. Olayları, sistemin gazabından korunmak için yıllardır dilsiz ve sağır taklidi yapan devasa Kızılderili Şef Bromden’ın gözünden dinleriz. Hastane, Büyük Hemşire (Müdire Ratched) tarafından tam bir diktatörlükle yönetilmektedir. Hemşire Ratched; erkek hastaları ağır ilaçlar, katı rutinler ve onları sürekli suçlu hissettiren psikolojik seanslarla tamamen sindirmiş, adeta ruhsuz birer robota dönüştürmüştür. Buradaki insanlar deli oldukları için değil, dış dünyadaki toplumsal baskılardan korkup bu “konforlu hapishaneye” sığındıkları için oradadırlar.

Bu ölü sessizliği, içeriye Randle McMurphy adında bir mahkûmun adım atmasıyla dağılır. McMurphy, cezaevindeki ağır işlerden kaçmak için “deli taklidi” yaparak hastaneye sevk edilmiştir. Kumarbaz, gürültülü, neşeli ve mutlak özgürlüğüne düşkün bu adam, hastaların iradelerinin ellerinden alındığını görür görmez Müdire Ratched’ın otoritesine savaş açar.

McMurphy hastanede kuralları yıkar: Kumar masaları kurar, hastalara dünya kupası maçını izletmek için televizyon isyanı başlatır, hatta hastane yönetimini atlatarak hastaları minibüse doldurup neşeli bir balık avı gezisine çıkarır. Onun bu kuralsız ve coşkulu “delilik dansı”, diğer hastaların içindeki sönmüş insani kıvılcımları yeniden ateşler. Hastalar ilk kez gülmeyi, erkek olmayı ve en önemlisi “hayır” demeyi hatırlarlar.

Müdire Ratched, kontrolü tamamen kaybetmek üzeredir. McMurphy ise buranın kalıcı bir cezaevi olduğunu ve hemşire izin vermedikçe çıkamayacağını anlar ama geri adım atmaz. Gitmeden önce, hastanedeki en kırılgan ve kekeme genç olan Billy için içeriye gizlice kadınlar ve içki sokarak büyük bir gece partisi organize eder.

Ertesi sabah hastane tam bir savaş alanıdır. Müdire Ratched, Billy’yi annesine söylemekle tehdit ederek onun en zayıf noktasına vurur. Genç çocuk baskıya dayanamayarak intihar eder. Arkadaşının ölümüne tanık olan McMurphy, öfkeyle Ratched’ın boğazına sarılır ve onun o maskeli otoritesini yırtarak boğmaya çalışır.

Sistem, bu saf isyan ruhuna en vahşi cevabını verir: McMurphy’ye zorla beyin ameliyatı (ben eski yazılarımda buna mankurtlaştırma diyordum) yapılır. Geri döndüğünde artık konuşamayan, düşünemeyen, bitkisel hayatta bir bedendir. İktidar, onun özgür ruhunu kesip çıkararak onu tamamen evcilleştirmiştir.

Şef Bromden, hayran olduğu ve ona yeniden “büyük bir adam” hissettiren liderinin bu aciz halde bir ibret vesikası olarak yaşamasına izin vermez. Gece yarısı McMurphy’yi yastıkla boğarak onu bu esaretten kurtarır. Ardından, McMurphy’nin hastaneye ilk geldiğinde kaldırmayı denediği ama gücünün yetmediği devasa mermer kontrol panelini kucaklar. McMurphy’den aldığı o büyük ruhla paneli yerinden söker, camdan aşağı fırlatır ve açılan o çatlaktan gecenin karanlığına, mutlak özgürlüğe doğru koşarak kaçar.

Bu hikâyeden şöyle bir kıssadan hisse çıkabilir: McMurphy fiziksel olarak yok edilmiştir ancak onun başlattığı o kuralsız dans, Şef Bromden’ı ve diğer hastaları uyandırarak duvarları yıkan nihai zaferi kazanmıştır. İktidar kuşu kafese kapatmış ama uçma arzusunu yok edememiştir.

“Guguk Kuşu”ndaki McMurphy gibi “itirazcı deliler”in evcilleşmesi, modern iktidar ve kapitalist sistem için artık bir beyin ameliyatı gerektirmez. Günümüz dünyası, bu tip isyankâr, kural tanımaz ve özgürlükçü “deliler”i hastanelere kapatıp beyinlerini ameliyat etmek yerine, onları sistemin en cazip vitrin unsurları haline getirerek evcilleştirir.

Modern sistem (Kapitalist Modernite), itiraz eden deliliğe karşı çok daha sinsi, yumuşak ama çok daha ölümcül yöntemler geliştirmiştir. Eski iktidarlar itirazcıyı yok etmeye çalışırdı; modern iktidar ise itirazın kendisini satılığa çıkarır.

İtirazın markalaşması ve tüketime dönüşmesi (metalaştırma)İtirazcı (isyancı) delinin dansı, “parası ödenerek satın alınan bir yaşam tarzı” haline getirilir. Birey, sisteme karşı gerçekten isyan etmek yerine, isyankâr markaları tüketerek içindeki o “delilik” ve “itiraz” dürtüsünü tatmin eder ve sisteme sadık bir tüketici olarak kalır.

Türkiye siyaset tarihinde “itirazcılık”a ya da ana akımın dışındaki radikal/sistem dışı seslerin evcilleştirilmesine verilebilecek örneklerden biri, Osman Bölükbaşı ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) örneğidir. Bu siyaset etrafında şekillenen muhalefet çizgisinin zamanla ehlileştirilerek devletin merkezine taşınması sürecidir. Hitabet gücü, hiciv yeteneği, hiçbir güce boyun eğmeyen sert tarzı ve kurulu düzene (CHP’ye ve de Demokrat Parti’ye) karşı verdiği tavizsiz mücadele nedeniyle ona halk arasında en büyük itirazcı olarak tanımlanan Bölükbaşı, partinin devletleşme eğilimine tepki göstererek liderliği bırakacak ve sistem böylece bu siyaseti merkeze çekebilecektir. 

Bir örnek de belki Suriye Kürtleri açısından verilebilir: 2026 yılının başlarından beri Şam yönetimi ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasındaki ilişki, sisteme kökten itiraz eden bir yapının “kurumsal olarak evcilleştirilmesi”ne diğer bir örnek olabilir. Bu hareketin üst düzey yöneticileri, vali ya da danışman gibi unvanlar ile makamlara getirilmişlerdir.

Kapitalist Modernitede sistemler, kendisine dışarıdan çok sert ve argümanlarla bağıran herhangi bir  “itirazcı”yı yok etmemiş; ona makam, güç ve protokol vererek kendi içine almış ve kendi dilini ona söyletmiştir. Modernite onu, dünün isyankârı, bugünün sistem muhafızı olarak evcilleşmiştir.

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!