İDAMLIK ALİ
18 Ekim 2026 Yazan Bülent TEKİN
Kategori Genel, Güncel Bilgiler
İDAMLIK ALİ
Niye yalan söyleyeyim, bugün bir bulmaca çözerken aşağıda sorulan şu dizeler beni bu satırları yazmaya itti. Dizeler Necip Fazıl Kısakürek’in “Zindandan Mehmed’e Mektup” adlı şiirindendi ve bana sol çizgide yazılmış gibi geldi:
“Buradan insan mı çıkar, tabut mu?
Bir idamlık Ali vardı, asıldı;
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil…”
“Bir idamlık Ali vardı, asıldı” sözlerinin arkasında, Türk edebiyatının en sarsıcı dönemlerinden birinin gerçeği ve derin bir dram yatar. Bu dizelerin ve şiirin hikâyesi, şairin yaşadığı hapis hayatına ve de koğuşundaki çaresiz insan hikâyelerine dayanır. Sağ görüşlü muhafazakâr bir yazar olan Necip Fazıl Kısakürek siyasi fikirleri ve yazıları nedeniyle hayatı boyunca pek çok kez hapis cezası almıştır. Bu ünlü şiirini, 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin ardından hapsedildiği İstanbul Toptaşı Cezaevi’nde yazmıştır. Şiirdeki “Mehmed”, şairin o dönem dışarıda olan en büyük oğlu Mehmet Kısakürek’tir. Şair, parmaklıklar arkasından oğluna seslenerek hem zindanın o boğucu, zor atmosferini anlatır, hem de ona moral vermeye çalışır.
Şiirde geçen Ali, şairin cezaevinde bizzat şahit olduğu ya da koğuş arkadaşı olan gerçek bir mahkûmu (veya cezaevindeki genel idam gerçeğini) simgeler. Toptaşı Cezaevi gibi ağır suçluların yattığı bir yerde Necip Fazıl, adil olup olmadığı bilinmeyen bir düzenin içinde sıradan insanların nasıl kolayca harcandığını gözlemler. 1960 darbesi sonrası cezaevine giren Necip Fazıl, orada toplumun en alt tabakasından gelen, sesini duyuramayan adli mahkûmlarla birlikte kalır. Şiirde adı geçen “Ali”, aslında Anadolu’nun herhangi bir köyünden çıkıp gelmiş, belki bir anlık öfke, belki de bir kan davası yüzünden cezaevine düşmüş binlerce bahtsız Anadolu gençlerinden biridir.. Devletin ve hukukun soğuk yüzü karşısında yapayalnız kalmış bir figürdür. Cezaevi kurallarına göre idam mahkûmları, infaz edilecekleri geceye kadar durumlarından habersiz şekilde hücrelerinde tutulurdu. Ali’nin hikâyesini sarsıcı kılan en büyük ayrıntı, hayatının son bulma anının cezaevi yönetimi için sıradan bir evrak işinden ibaret olmasıdır:“Bir gece yarısı hücresinden çıkarılır, avluya götürülür ve asılır. Sabaha karşı adliye memurları gelir; Ali’nin dosyasının üzerine ‘İnfaz edilmiştir’ diye küçük bir not düşer ve mühür basarlar. Şair bu anı ‘Kaydını düştüler, mühür basıldı. / Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı…’ diyerek anlatır. Koskoca bir insan yaşamı, bir müdürün çatık kaşları ve resmi bir evrakın soğukluğu arasında silinip gitmiştir.”
Ali’nin hikâyesini derinleştiren ve Necip Fazıl’ın zihnine kazıyan en trajik detay ise cezaevinin o kupkuru, taş avlusudur. İdama yürüyen Ali, öleceğini bilmeden önce koğuşun gri avlusunda küçük bir toprak parçası bulmuş ve oraya karanfil fideleri dikmiştir. Ali asıldıktan sonra sabah avluya çıkan mahkûmlar ve şair, onun yokluğuyla karşılaşır. Ali gitmiştir ama kendi elleriyle toprağa ektiği karanfiller avluda boynu bükük bir şekilde durmaktadır. O karanfiller; taş duvarlar arasında sıkışıp kalmış Ali’nin dışarıya, hayata, özgürlüğe ve masumiyete duyduğu özlemin son mirasıdır. Şair, Ali’den geriye devlet kayıtlarındaki bir mühürden başka sadece bu naif çiçeklerin kaldığını görerek insan hayatının bu kadar kolay harcanmasına içerler.
Şiirdeki “Baba katiliyle baban bir safta!” dizesi, şairin zindanda karşı karşıya kaldığı en ağır ahlaki ve psikolojik zıtlığı gözler önüne serer. Necip Fazıl, siyasi ve ideolojik görüşleri, yazdığı yazılar ve çıkardığı dergiler yüzünden hapsedilmiştir. Yani o bir düşünce suçlusudur. Ancak cezaevine girdiğinde, devletin yasaları onu toplum güvenliğini tehdit eden en ağır suçlularla aynı koğuşa koyar. Bu dize, dönemin iktidarına yöneltilen çok net bir muhalefettir. Askeri yönetim, sırf kendisi gibi düşünmediği ve fikirleriyle muhalefet ettiği için bir entelektüeli, toplumun en ağır ahlaki suçunu işlemiş bir caniyle aynı koğuşa koymuştur. Necip Fazıl, devletin fikir suçlusunu itibarsızlaştırmak için başvurduğu bu yöntemi deşifre ederek sisteme meydan okur.
“Zindandan Mehmed’e Mektup” şiirinin, Necip Fazıl’ın sağ-İslamcı kimliğine rağmen bende sanki sol bir bakış açısıyla yazılmış gibi his yarattı. Kim bilir, belki de ben böyle olmasını istedim.Ancak bu durumun çok somut ve edebi nedenleri vardır. Edebiyatta ezilenlerin, haksızlığa uğrayanların ve sistem eleştirisinin dili genellikle sol edebiyatla (özellikle toplumcu gerçekçilikle) özdeşleştiği için, bu şiir de ilk bakışta o havayı veriyor.
Şiirde odak noktası bir komprador veya yüce bir makam değildir; odak noktası hücredeki sıradan, çaresiz ve kimsesiz bir mahkûmdur. Sol edebiyat, gücünü “küçük insan”ın, işçinin, köylünün ve ezilenin dramından alır. Necip Fazıl’ın İdamlık Ali’yi anlatırken kullandığı şu dizeler, tam bir toplumcu-gerçekçi sol şiir tonundadır: “Ondan kalan, boynu bükük ve sefil; Bahçeye diktiği üç beş karanfil…” Bu dizede kullanılan “sefil” kelimesi ve “karanfil” imgesi, solun çok sevdiği “yoksulluk içindeki umut ve direniş” estetiğine fevkalade uygundur.
Şiirin başında geçen “Baba katiliyle baban bir safta!” söylemi, düşünce suçlusu olan şairin adli suçlularla aynı koğuşa kapatılmasının yarattığı tezatlığı gösterir. Ancak Necip Fazıl, İdamlık Ali’nin hazin sonunu anlatarak zindanın tüm acımasızlığını gözler önüne serse de şiirin sonunda karamsarlığa teslim olmaz. Oğlu Mehmed’in şahsında tüm bir nesle şu ölümsüz dizelerle seslenerek umudu diri tutar:
“Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!”
Dünya edebiyatında ve edebiyatımızda “Zindan Şiirleri” (Nazım Hikmet, Ahmed Arif, Hasan Hüseyin Korkmazgil vb.) genellikle sol şairler tarafından dile getirilmişlerdir. Parmaklıklar ardında olmak, özgürlüğü özlemek, duvarlara bakıp dertlenmek evrensel bir acıdır. Şiirdeki “Zindan iki hece, Mehmed’im lafta! / Baba katiliyle baban bir safta!” dizeleri, ideolojisinden bağımsız olarak hapis yatmış her insanın (en çok da sol mahkûmların) çok iyi bildiği bir tecrübedir.
Necip Fazıl’ın 66 yıl önce zindanın soğuk yüzüne, devletin insanı evraktan ibaret gören bürokrasisine karşı yazdığı o muhalif dizeler, bugün ideolojiler değişse de cezaevlerindeki hak ihlalleri, tecrit ve hukuki eşitsizlikleri, günümüzde artık sol mahkûmlarının yaşamadığını ne çok söylemek isterdik. Sonsuza kadar kimsenin cezaevlerinde kalmamasını ve oradan tabutlarla çıkılmamasını çok isterdik.

Yorumlar
Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!