SESSiZLİK VE AŞK

04 Mayıs 2026 Yazan  
Kategori Genel, Güncel Bilgiler

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) yıllardır yayınlandığı raporları, Rusya gibi Türkiye’yi en fazla hak ihlali kararı verilen ülkeler arasında gösteriyor. Selahattin Demirtaş, Osman Kavala gibi kritik dosyalarda verilen AİHM kararların uygulanmaması, Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin fiilen askıya alındığı tartışmalarını yaygınlaştırıyor.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) yıllık raporları ve Human Rights Watch’ın açıklamaları, Türkiye’de uzun tutukluluk, adil yargılanma hakkı ihlalleri ve cezaevlerindeki kötü muamele iddialarının sistematik bir boyut kazandığına işaret ediyor.

Bu durumlara karşın, yıllar önceleri ihlaller karşısında güçlü refleks gösteren kurumlar ve insanlar bugün büyük ölçüde sessiz kalıyor. Abdullah Öcalan ile ilgili verilen kararlara da bugüne kadar sessiz kalındı. Bugün Öcalan Kürt sorununu çözme konusunda adeta bir başmüzakereci rolündedir. Demokratikleşme ve demokratik toplum oluşturma konusunda atılacak adımların huzur ve güveni artırması bekleniyor ama bir sessizlik de bu konuda da var. Ama unutulmaması gereken bir gerçek var: Sessizlik tekin bir durum değildir, sadece bir yokluk hali de değildir. Sessizlik öyle masum bir durum hiç olmadı, o daima bir sonuç üretmiştir. Adaletin uygulanması konusunda sessiz kalmak, haksızlıkları görmemek bir müddet sonra daha kötülerine neden olur. Mesela tepki görmeyen her ihlal, bir başka ihlale davetiye çıkarır. Bu topraklarda bir zamanlar uzun tutukluluk eleştiriliyordu, bugün beklemek normalleşmiş. Hukuki bir tartışma ile delil standartları tartışılıyordu, sanki delile gerek kalmadı modundayız, delilsizlik sorun değil gibi… Tepkisizlik, sessizlik zamanla bir tür onaya dönüşür. Bu onay, bu onaylar büyürse sizi hayal ettiğiniz demokrasiden alır başka bir yere sallar. Bu durum dünyanın her yerinde aynıdır. Dünyanın büyük kısmı (devletlerin çoğu), “demokratik dünya”nın (demokrasi ile yönetildiğini iddia eden devletler)çıkarları uğruna otoriter rejimlerle yönetiliyor. Halklar kendi özgürlüğünü ve haklarını düşünmez ve sessiz kalırlarsa demokrasi dünyası onları asla umursamaz. Hatta demokratik aygıtları sessizliğin devamı için kullanır. Yeniden bu topraklara örnekler açısından dönersek şunları söylemek mümkün: HDP geleneğine yapılanlara sessiz kalınınca CHP’nin içine düştüğü durum bir örnek olabilir belki. Düşüncelere bağlılık (inanç, aşk) ve mantık (akıl) ikilemi önemli faktörlerdir. Mevlânâ’nın, akıl ve aşkla ilgili “Aklın varsa bir başka akılla dost ol da işlerini danışarak yap; ama aşkın varsa yalnız kal, çünkü aşk seni yeterince yakar.” sözü sanki bir uyarı gibidir. Bu söz adeta bir dengeyi hatırlatıyor. Düşünce (akıl) ve bağlılık (aşk) ölçüsüz olunca maceralı bir yola girilmiş olur. Belki de Öcalan‘ı bugünkü durumuna getiren bu tür bir denge ilşkisidir, kim bilir? Akıl ve aşk ölçüsüz olursa büyük bir coşku oluşur, bu bazen bizi çözümsüzlüğe iter. Abdullah Öcalan’ın Türkiye Cumhuriyeti Devleti nezdinde geldiğ nokta böylesi bir dengelemenin sonucu olabilir diye düşünüyorum. Evet, devlet nezdinde gördüğü terörist düzeyinden bugün gördüğü akil insan ve hatta kurucu önder düzeyi öyle yadsınacak bir konu değil. Ölesiye aşk bazen körleştirebilir, tek başına akıl da tek yol ve rijit bir tavır gösterebilir. Yani aşk da akıl da tek başına bazen yetmiyor. Önemli olan aşkın da aklın da yakıp kül etmemesi. Saygı ile. Bülent Tekin

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!