MIŞLI GELECEK ZAMAN VE İSTATİSTİK

11 Eylül 2026 Yazan  
Kategori Genel, Güncel Bilgiler

MIŞLI GELECEK ZAMAN VE İSTATİSTİK

(Alman yazar Heinrich Böll’ün anısına saygıyla…)

Basında çıkan haberlerden Cumhurbaşkanlığı kararnamesin göre, bazı köprülerin ile bazı otoyol ve çevre otoyollarının 30 yıllığına özelleştirilmesine ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, Resmi Gazete’de yayımlanmış. Ben oldu olası bizim vergilerimizle yapılmış yolların ve köprülerin “Deli Dumrul” misali bizlerden geçenden de geçmeyenden de alınmasına benzetmem nedeniyle karşı olduğumu belirtmek isterim. Zaten bunların garanti geçiş sayısı verilerek yaptırılanların verdiği maddi zararı söylemeye de gerek görmüyorum. Bu herkesçe biliniyor zaten. Ben sizi yormak istemiyorum. Aklıma Heinrich Böll’ün bir köprü hikâyesi (Köprü Başında) geldi. Tabii bu hikâyenin tarihi oldukça eskidir, 1951 yılına gider. Anlatmak istiyorum:

Bacaklarımı şöyle bir kalafattan geçirip, oturduğum yerde görebileceğim bir işe koydular beni. Yeni köprüden geçenleri sayıyorum. Hani ustalıklarını rakamlara dayandırmak hoşlarına gidiyor. Bir anlamda hiçten başka şey sayılmayan birkaç rakamlık bir sayı karşısında sarhoş olup çıkıyorlar. Bütün gün, bütün gün,  ağzım, sessiz sedasız, bir saat çarkı gibi işliyor, akşamleyin onlara bir sayı zaferi sunabilmek için rakamları üst üste yığıyorum. Benim postanın sonucunu bildirmeye göreyim, yüzleri gülüyor. Sayı kabarık olduğu ölçüde artıyor memnunlukları. Akşam gönül rahatlığıyla yatağa giriyorlar. Nedenine gelince, binlerce kişi her Allah’ın günü yeni yaptıkları köprüden geçiyor.

Ne var ki, yanlış istatistikleri… Üzülerek söylüyorum, ama ne yapayım ki yanlış. Başkalarına karşı öyle görünmesini becerebilmeme karşın, kendisine güvenilir bir kimse değilim ben.

Kimi vakit, köprüden geçenlerden birini iç etmekten, bir başka vakit acımam tutup, kendilerine fazladan birkaç kişi bağışlamaktan gizli zevk duyuyorum. Mutlulukları benim elimde. Kafamın kızgın olduğu, içecek sigaram bulunmadığı zamanlar, köprüden geçenler üzerine orta, kimi de ortanın altında bir sayı söylüyorum. Yok, kalbim kabına sığamıyor da keyfim yerindeyse, cömertliğimi beş rakamlı bir sayı halinde döküyorum ortaya. Öylesine mutlu bir halleri var ki! Sayım sonucunu her defasında düpedüz kapıyorlar elimden, gözleri ışıldıyor, tutup sırtımı sıvazlıyorlar. Sonra başlıyorlar çarpmaya, bölmeye, yüzdeleri hesaplamaya, vesaire vesaire. O gün köprüden dakikada kaç kişi geçmiş, on yılda kaç kişi köprüden geçecek, hesap kitap çıkarıyorlar. Mışlı gelecek zaman hoşlarına gidiyor. Mışlı gelecek zamandaki ustalıklarına diyecek yok doğrusu! Gelgelelim, üzülerek söylüyorum, istatistikleri yanlış…

Benim küçümen sevgilim günde iki kez köprüden geçiyor. O geçerken adeta duruyor kalbim; sevgilim ağaçlıklı yola sapıp gözden yitene kadar, durup dinlenmeyen atışına düpedüz ara veriyor. İşte bu arada gelip geçenleri onlara haber vermiyorum. Bu iki dakikalık zaman bana ait. Bu zamanı kaptırmaya da niyetim yok elimden. Sonra akşam olup da sevgilim çalıştığı dondurmacı dükkânından döndüğü, karşı kaldırımda yürüyüp sayım işiyle, boyna sayım işiyle uğraşan suskun ağzımın önünden geçtiği vakit, yeniden duruyor kalbim. Ne zaman gözden yitiyor o, ancak o zaman yine sayım işine dönüyorum. İşte bu dakikalar içinde kör gözlerimin önünden geçit töreni yapmak mutluluğuna erenler, istatistiklerin sonsuzluğunu boylamaktan kurtuluyor, gölge erkeklerle gölge kadınların oluşturduğu yalancı varlıklarmış gibi istatistiklerin mışlı gelecek zamanında ötekilerle birlikte yürüyüşe katılmaktan sıyırıyorlar yakalarını.

Belli ki, onu seviyorum; ama haberi yok kendisinin. Haberi de olsun istemiyorum. Bütün hesapları nasıl altüstü ettiğini sezmesin. Olup bitenden habersiz, masum bir halde, uzun kahverengi saçları ve çıtı pıtı narin ayaklarıyla dondurmacı dükkânına yollansın ve bol bol da bahşiş alsın. Besbelli seviyorum onu.

Geçenlerde denetlemeye geldiler. Karşıdaki, otomobillerin sayımıyla görevli arkadaş vaktinde uyardı da, gözümü dört açtım. Bir saydım ki, kilometre sayacı bile benim kadar iyi sayamaz! Bizzat istatistik müdürü karşıya dikildi ve bir saat içinde aldığı sonucu benim, bir saatlik sonuçla karşılaştırdı. Benim sonuç onunkinden bir noksan çıktı. Ben sayarken küçümen sevgilim geçmişti. Bu sevgili yavrucağın mışlı gelecek zamana dönüştürülmesine hiçbir vakit müsaade etmeyeceğim. Benim küçümen sevgilim çarpma, bölme işlemlerine konu olmayacak. Bir hiç olan yüzdelik bir rakam haline sokulmayacak. Sevgilim geçerken ardı sıra bakamayıp, sayım işiyle uğraşmaktan bir kan ağladı ki yüreğim! Karşıdaki, otomobillerin sayımıyla görevli arkadaşa cidden teşekkür borçluyum. Hani, düpedüz bir hayat memat sorunuydu.

İstatistik müdürü sırtımı sıvazlayıp iyiliğimden, sadakatle hizmet eder güvenilir bir kimse olduğumdan söz açtı. “Bir saatlik sayımda bir kişi az sayılmış, pek önemi yok,” dedi. “Biz zaten belli bir yüzde ölçüsünde ekleme yaparız sonradan. Sizi at arabaları sayımına geçirmeleri için öneride bulunacağım.”

At arabası sayımı ense tabii. At arabası sayımı bulunmaz bir nimet. Geçse geçse, günde yirmi beş kadar at arabası geçer köprüden. Aklından her yarım saatte bir, sonraki rakama atlamak bulunmayan bir şey!

At arabası enfes olur. Zaten saat dört ile sekiz arasında at arabalarının geçmesi yasaktır köprüden. Bu arada gidip gezebilir veya dondurmacı dükkânına varıp, sayıma sokmadığım küçümen sevgilimi doya doya seyreder, ya da eve giderken belki ona biraz arkadaşlık edebilirim.

Evet, anlattığım 1950’li yıllardaki yol ve köprü geçiş meselesi Almanya’da böyle. Tabii teknoloji ilerledi ve internet-elektronik dünyasında şartlar öyle gözle-parmakla saymaya benzemiyor artık. Bugün ülkemizdeki bu konudaki durumu anlatmak için geçmişten bir örnek vermeye çalıştım. Az çok benziyor, değil mi(?) Yolların, havaalanların, hastanelerin, köprülerin nasıl yapıldığı ve işletildiği biliniyor. Ya istatistik! Gerçekten bizimkilerin bu işlerin öyle istatistik hesaplarını yapıp yapmadıklarını merak ediyorum… İstatistik! İstatistik, yani çarpma-bölme-toplama ve yüzde hesabı ve diğer olasılık hesaplar… Dilerim istatistikler yanlış olmasın. Yapılan ya da kazanılan paralardan kimlerin yüzü gülüyor? Kimlerin sırtı sıvazlanıyor, kimler sesini çıkaramıyor? Kimler sorguluyor, kimler üzülüyor mesela? Araç geçiş, hasta ya da yolcu sayılı garantili işlerde bu sevdiğimiz ülkenin istatistikleri nasıl bir gelecek sağlayacak? Yeni Parti’li bir milletvekili bu konularda bazı rakamlar ve bilgiler veriyor, dinleyen var mı? Tam Demokratik bir Cumhuriyetin oluşmasını şiar edinmiş Dem Parti’nin barış sürecinin başarılması için çabalarının yanında bu tür konulara da önem verdiğini biliyorum. Mışlı bir gelecek istemiyoruz. Bu toprakları ve üzerindeki her şeyi seviyoruz, kimsenin bundan haberi yoksa haberlerinin olmasını istiyoruz.

Yollar ve köprülere gelince… Bu büyük bir başarı(!) Mesela, yollar ve köprüler o kadar çoğaldı ki, artık gitmek istediğimiz yere değil, sadece geçiş garantili ücretli yollara çıkıyoruz adeta. Ama belki de en büyük başarımız, hiç geçmediğimiz bir köprünün parasını ödeyerek oraya “gönül bağı” kurmuş olmamızdır. Saygı ile. Bülent Tekin

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar



Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!