DEVLET AKLI
Devlet Aklı kavramının tarihselliğine gidildiği zaman epey bir bilgi çıkar ama bu kavramdan çok nasıl bir şey olacağını anlatacak Makyavelli’ye (Machiavelli) gelmek gerekir diye düşünüyorum. Şüphesiz Machiavelli, belki “devlet aklı” kavramını sistemleştirmez ama ona muazzam bir ilham kaynağı olur.Machiavelli’nin yolu ve amacı şudur: Siyaseti ahlaktan özerkleştirmek. Ortaçağ siyasetinde, yönetim ahlaki bir aktivitedir. Hükümdar, Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi (gölgesi) gibi düşünülür. Buradan bakılınca o dönemde “yönetmek” aynı zamanda ahlaksallaştırmak demektir. Machiavelli işte bu düşünceyi kırıyor ve diyor ki: Eğer hükümdar başarılı olmak istiyorsa, bazen ahlaken davranması gerekse bile, davranmazsa başarılı olabilir. Her yol mübahtır anlayışını ortaya kor. Zaman içinde klasik devlet aklında ...
RUBİCON’U GEÇMEK
Rubicon (Robikon) İtalya’nın kuzeyinde 29 kilometre uzunluğunda bir nehirdir. Nehir Apenin Dağlarından doğar Adriyatik Denizine dökülür. “Rubicon’u geçmek” deyimi, geri dönüşü olmayan noktadan ileri gitmek anlamında kullanılır ve Jül Sezar’ın MÖ 49 yılında Lejyonu ile nehri geçmesine atıfta bulunur. Nehir, Roma Cumhuriyeti döneminde generallerin ordularıyla geçmesinin yasak olduğu sınır çizgisi olması nedeniyle önemlidir. Rubicon, kuzeyde bulunan Cisalpina Galya Eyaleti ve İtalya’nın güneyi arasında bir sınır çizgisi olarak kabul edildiğinden kanunlarla Cumhuriyet’i tehdit edebilecek askeri girişimler engellenmeye çalışılmıştır. 10 Ocak MÖ 49 tarihinde Jül Sezar ordusuyla nehri geçince bu yasağı çiğnemiş ve bir iç savaşa neden olmuştur. Sezar’ın, “Ok yaydan çıktı” anlamına gelen “Zarlar atıldı” olarak bilinen ünlü sözünü ...
KİTAPLARIM
Hangi açıdan bakarsanız bakın, içinde bulunduğumuz zaman ve konjonktür bir başka çıkış yolu bırakmıyor. Mecburi bir istikamete gidilmek zorunda kalınıyor. Türkiye Cumhuriyeti, Abdullah Öcalan, PKK ve hatta MHP açısından gidilecek tek bir mecburi istikamet kaldı. Tuhaftır ki ben de “Son İsyan ve Mecburi İstikamet (1970-Günümüz)” adlı bu yeni kitabımı, “Mecburiyet (1514-1970)” adlı kitabımdan sonra mecburi bir istikamet sonunda yazmak zorunda.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Delal Yayınları’ndan çıkan 472 sayfalık “Mecburiyet (1514-1970)” adlı araştırma-inceleme kitabımın çıktı. Kitapla ilgili tanıtım yazım şöyledir:Kürtlerden, Kürtlerin sorunlarından veya başka etnik grupların sorunları yoktur, düşüncesi geçersizdir. Böyle bir durum yok, sorunlar mutlaka kendisini çok farklı biçimlerde gösterir. Bu kitap bu minvalde, Kürt sorunu çalışması olduğu kadar aynı zamanda bir Türk uzak ve özellikle yakın.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Bu bir masal kitabıdır. Kahramanları da hayvanlardır. Zaman zaman fabl ustalarına da uğranılmış ve selam verilmiştir. Hayvanların milliyeti yazılmamıştır. Masaldaki hayvanlar Türk ya da Kürt hayvanları değildir. Çünkü yazılmış olsaydı Türk hayvanları aleyhinde hiçbir şey yazılamazdı. Madara olan hayvanlar olsa olsa Kürt hayvanlar olurdu. Masallarda geçen olayların üstünde yaşadığımız topraklarda olanlarla benzerliği var mıdır? İktidar olmak, tek.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Karanlık kapkaranlık yıllar yaşadık, yaşıyoruz. Kötü bir süreçtir bu. Hukukun, adaletin, insan haklarının askıya alındığı, adeta yok sayıldığı bir dönem yaşadık, yaşıyoruz. Konuşmanın yasak olduğu yıllardır bu. Söz’ün yasaklandığı, korkunun hakim olduğu yıllarda yazmanın, söylemenin cesaret istediği bir korku ikliminden bahsediyorum. Bu korku ikliminde bir aydının, bir entelektüelin yazması, konuşması gerektiğine inanan biri.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Diger KitaplarımMİZAH KÖŞESİ
Bir Padişah bir gün çok güzel ve süslü bir at’ı getirmiş ve etrafındakilere sormuş. “Bu hayvanın ne olduğunu bileniniz olursa, ona mal mülk vereceğim!Altına boğacağım!..”Etrafındakilerin salyasının aktığını gören Padişah biraz duraksadıktan sonra devam etmiş. “Ancak bilmeyenlerin kafasını kestireceğim!” Bu kolay soruyu hemen yanıtlayıp zengin olmak isteyen bir kişi hemen öne.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
ASKERSİZ KOMUTAN(?) Bugün biraz mizah yapalım. Size olmuş (yaşanmış) bir Kürt hikâyesi anlatayım. Olay 12 Eylül öncesinde yaşandı: Bir Türkiye Genel Seçiminde. Eski AP (Adalet Partisi) milletvekili Mahmut Kepoğlu seçim döneminde yine (Diyarbakır’dan) milletvekili adayıydı. Parti binasının dışında Silvan’da (Diyarbakır’ın bir ilçesidir) bir lokanta ve kahvehane kiralamıştı. Seçmenleri ve partililer bedava yemek yiyor ve çay içiyorlardı..... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
HELÎS KURUDU! Yeni Türk Lirası’nı(YTL) kullanmaya başladığımız günlerde, para ve hediye alışverişi yapan büyüklerimizin(!), tongaya düşmemeleri için paranın reel değerini bilmeleri gerekiyordu. O zamanlar aklıma bir öykü gelmişti. (Benden söylemesi. Annem hâlâ eski parayı kullanıyor…) Kıbrıs için bu para meselesi ne kadar geçerli olur bilmiyorum ama o günlerde ben bunun Türkiye’dekiler için dikkate alınabilir olduğunu düşünüyordum. Çok ta.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
AVUKAT Sonuçlanmak üzere davası olan bir adam vardı. Yargılama süreci hep olumsuz gitmişti. Davanın adamın aleyhine sonuçlanacağı hemen hemen kesin gibiydi. “ Davayı kaybedersem mahvolurum,” dedi adam arkadaşlarına üzgünce. “Dava neredeyse karara kaldı. Kaybedersem bitirirler beni, yok olurum…” “Gel sana bir avukat bulalım. Eski avukatını da azlet!” dedi arkadaşlarından biri. “Her davayı kazanan ünlü bir avukat tanıyorum.” “.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Diger MizahlarVİDEOLARIM
Diger VideolarımYAZILARIM
Diger YazılarımGÜNCEL BİLGİLER
Devlet Aklı kavramının tarihselliğine gidildiği zaman epey bir bilgi çıkar ama bu kavramdan çok nasıl bir şey olacağını anlatacak Makyavelli’ye (Machiavelli) gelmek gerekir diye düşünüyorum. Şüphesiz Machiavelli, belki “devlet aklı” kavramını sistemleştirmez ama ona muazzam bir ilham kaynağı olur.Machiavelli’nin yolu ve amacı şudur: Siyaseti ahlaktan özerkleştirmek. Ortaçağ siyasetinde, yönetim ahlaki bir aktivitedir. Hükümdar, Tanrı’nın.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Rubicon (Robikon) İtalya’nın kuzeyinde 29 kilometre uzunluğunda bir nehirdir. Nehir Apenin Dağlarından doğar Adriyatik Denizine dökülür. “Rubicon’u geçmek” deyimi, geri dönüşü olmayan noktadan ileri gitmek anlamında kullanılır ve Jül Sezar’ın MÖ 49 yılında Lejyonu ile nehri geçmesine atıfta bulunur. Nehir, Roma Cumhuriyeti döneminde generallerin ordularıyla geçmesinin yasak olduğu sınır çizgisi olması nedeniyle.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Burjuva siyasetinde dahi “Bu kadarı olmaz! Bu kadarını da yapmazlar!” beklentisi epeyce yüksekti. Ama bir AKP’li eski milletvekili geçen hafta, “Karar verildi, tam UYAP’a yüklenecekti, son anda ileri bir tarihe ertelendi.” dedi. Ama dün mutlak butlan yüklendi. Adeta bir cehennem kapısı aralandı, Cumhur İttifakı hariç herkeste bir şok hali. Oysa bu toprakları adalet ve demokrasinin çoktan terk etmiş olduğunu düşünüyorum ama yanılmayı çok.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Öğrenci hareketi içindeyken benim sıkça duyduğum, söylediğim ve anlamaya çalıştığım Lenin’in Rosa Luxemburg için söylediği iddia edilen (sanki bu benim tek başıma iddia ettiğim olamazdı) söz: “Sen bir kartalsın. Bazen yükseklerde uçar, bazen de alçaklarda uçarsın!” Evet, kadın devrimci Rosa Luxemburg’dan bahsediyorum. Almanya ve Rusya arasında bölünmüş olan Polonya’nın küçük bir burjuva Yahudi ailesinin kızı olarak doğdu Rosa.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Bir öğretmen Thargelia’yı betimlemiş, etkilendim: Artemis tapınağının alınlığından aşağı doğru bakan soylu 7 erkek ellerindeki kuru incir dallarını havaya kaldırıp bir süre mırıldandılar. Ardından incir dallarıyla tapınağın mermerden sütunlarına yumuşak dokunuşlar yaptılar. Onların ardı sıra aşağıdaki yüzlerce kişi ellerindeki arpa unundan ekmekleri, keçi sütünden peynirleri, çeşitli turfanda sebze ve meyveleri güneşe doğru kaldırıp.... Devamını Oku | Şimdi paylaşın!
Diger Bilgiler