DEM PARTİ VE TRANSFER
21 Eylül 2026 Yazan Bülent TEKİN
Kategori Genel, Güncel Bilgiler
DEM PARTİ VE TRANSFER
Politika üzerinden taktik ve strateji üzerine yazmak epeyce zor bir konudur. Özellikle bir parti açısından da daha da zordur. Bu nedenle ancak hayali bir hikâye üzerinden bazı düşünceler yazılabilir kanaatiyle (bir sol siyaset üzerine ancak hayali) bir yazı yazılabilir düşüncesindeyim. Sol siyaset, özellikle de DEM Parti çizgisi, milletvekili transferlerini (“siyasi transferler”) sadece basit bir parti değiştirme olarak görmez; bunu halk iradesine, seçmen güvenine ve demokratik ahlaka yönelik yapısal bir müdahale olarak değerlendirir, diye düşünüyorum. Bir ülkede, bazı oluşumlar gibi geçici, dönemsel veya pragmatik oluşumlara karşı radikal solun takınacağı tavır, düzen siyasetinin araçlarıyla değil, ilkeli ve ideolojik bir duruşla şekillenir. Bir ülkede şöyle bir ütopik veya hayali bir senaryonun yaşandığı varsayılsın:
Bir ülkede güneş, kentin eski meydanındaki çınarın dalları arasından süzülürken, sol partinin il binasında yoğun bir hareketlilik vardı. Televizyon ekranlarında, birkaç ay önce partinin emeğe, barışa ve adil paylaşıma dair en sert vaatleriyle meclise gönderilen iki milletvekilinin, son dönemin popüler ve pragmatik oluşumu “Kira Partisi”ne transfer olduğu haberi dönüyordu. İlçe yöneticilerinden biri öfkeyle masaya vurdu: “Biz gece gündüz kapı kapı gezip bu oyları topladık. Şimdi gidip o geçici rüzgârın koltuklarına kuruldular. Derhal sert bir bildiri yayımlamalı, onları hain ilan etmeliyiz!” O sırada odanın köşesinde oturan, yılların sol çınarından gelme yaşlı siyasetçi bilgece gülümsedi ve başını salladı: “Hayır yoldaş,” dedi. “Düzen siyasetinin diliyle konuşursak, onların oyun sahasına adım atmış oluruz. Bizim radikal tavrımız, onların ahlaki sığlığını kendi bataklığında bırakmak olmalıdır.” Ertesi gün, Radikal Parti ve sol blok, meclis koridorlarında kulis yapmak ya da televizyon ekranlarında laf dalaşına girmek yerine, yüzünü doğrudan sokağa döndü. Kent meydanına devasa, ahşap bir kürsü kuruldu. Kürsünün üzerine sadece tek bir kelime yazılmıştı: “Emanet”. Parti sözcüsü kürsüye çıktı ve mikrofonu eline aldı. Sesi öfkeli değil, son derece kararlı ve sakindi: “Bizim siyasetimizde vekiller, şahsi ikballerini ya da koltuklarını bir sonraki döneme ‘kiralamak’ isteyenlerin ortakları olamazlar. Gidenler, arkalarında solun ilkelerini değil, yalnızca altlarındaki koltukları götürmüşlerdir. Radikal tavrımız şudur: Biz meclisteki sandalye sayılarıyla değil, mahalledeki, fabrikadaki, tarladaki iradeyle büyürüz. Gidenlerin vekillik koltukları artık halkın gözünde boştur. Gerçek vekillik, şu an bu meydanda duran sizlerin iradesidir.” Sol siyaset, transferi gerçekleştiren “Kira Partisi”ni muhatap alıp meşrulaştırmak yerine, doğrudan siyasi ahlak yasasını savunmaya başladı. Meclise sunulan tek maddelik kanun teklifi radikal ve nettir: “Seçildiği partiden istifa eden milletvekilinin vekilliği düşer, koltuk doğrudan o oyları veren halkın partisine iade edilir.” Bu hamle, transferi yapanların üzerindeki tüm popülist cilayı kazıdı. Halkın iradesinin bu yöntemle oluşamayacağı izah edildi. Sol, sandalyelerin geçici, sokaktaki ve örgütlü toplumdaki mücadelenin ise kalıcı olduğunu bir kez daha kanıtlayarak, transfer rüzgârını tersine çevirdi.
Evet, bir ülkede olan hayali hikâyeyi okudunuz. Bu hayali hikâyede de vurgulandığı gibi ülkemizde de, sol siyasetin ve DEM Parti’nin bu tür durumlardaki radikal duruşu şu ilkeler üzerine kurulmuş olabilir: Siyasi transferleri kişisel bir kavga gibi değil, sistemin çürümüşlüğünün bir göstergesi olarak halka anlatmak hedeflenebilir. Seçmenin seçtiği kişiyi görevden alabilme veya vekilliğini düşürebilme hakkını (radikal demokratik bir ilke olarak) sürekli gündemde tutulabilir. Gücün meclisteki sandalye sayısından değil, tabandaki örgütlülükten geldiğini göstererek transfer odaklı hikâyedeki anlatımı ideolojik olarak boşa düşürmeyi başarmanın yolları aranabilir. İktidar partisinin muhalefetten milletvekili transfer etmesi, sol siyaset ve özellikle DEM Parti geleneği açısından sıradan bir parti değişimi değil, “halk iradesinin gaspı” ve muhalefeti içeriden çökertmeyi amaçlayan bir rejim stratejisidir diye açıklandığını hatırlıyorum. Sol siyasetin radikal karakteri, meclisteki sandalye sayılarına mutlak bir anlam yüklememektir. İktidar, kendi stratejisi açısından belki transferlerle “Bakın, muhalefet eriyor, biz büyüyoruz” algısı yaratmaya çalışırken; DEM Parti ve sol blok buna karşı “Vekil transfer edebilirsiniz ama seçmeni transfer edemezsiniz” şiarını yükseltmelidir. Milletvekilinin partiyi değil, kendisine oy veren binlerce insanın iradesini iktidara götürdüğü halka doğrudan anlatılmalı ve siyasi açıklama meclis kulislerine değil, seçmenlere verilmelidir.
Sosyalist ve radikal demokratik siyasetin en temel ilkelerinden biri, seçilenlerin seçenler tarafından görevden alınabilmesidir. Muhalefet, iktidarın bu transfer hamlelerini boşa çıkarmak için meclise ve kamuoyuna radikal bir yasa teklifi sunmalıdır: “Bir partiden seçilen vekil, istifa ettiği veya başka partiye geçtiği an vekilliği düşer.” Bu teklif yasalaşmasa bile, muhalefet bu ilkeyi ahlaki bir üstünlük olarak toplumun bilincine kazımalıdır. Bu davranış transfer olan isimleri halka yeniden sorgulatmak anlamında olur. İktidar partisi bu transferleri genellikle “milli birlik”, “istikrar” veya “hizmet getirme” gibi retoriklerle meşrulaştırmaya çalışmış olabilir. Bu durumda da DEM Parti ve sol siyaset, bu durumu iktidarın sahip olduğu yönetim gücüne dayandığını açıklayabilir.
Milletvekili transferleri, sol partilerin kendi iç işleyişine dair de radikal bir özeleştiri vermesini zorunlu kılar. Vekillerin transfer olabilmesi, partideki ideolojik bağın zayıflığının ve burjuva anlamda “kariyerizm”in (koltuk sevdasının) bir sonucudur. İktidarın transfer atağına karşı solun radikal yanıtı savunmada kalmak veya ahlaki üstünlüğü sadece dille savunmak değil, seçmene doğru bir şekilde anlatmaktır.
DEM Parti’nin bir yandan iktidarla “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ni yürüten ana müzakereci bileşen olması, diğer yandan aynı iktidarın muhalefeti zayıflatmak için yaptığı antidemokratik hamlelere (milletvekili transferleri, kayyumlar vb.) karşı pasif kalıyor görünmesi, parti tabanında ve genel sol kamuoyunda ciddi bir ideolojik sıkışma ve “muhalefetsizlik” eleştirisi yaratmaktadır, görüşü bizzat DEM Parti’ye aittir. Bu pasiflik hissi, iktidarın masayı elinde bir koza dönüştürerek muhalefetin sesini kısma stratejisinden (pasif duruma düşürme) kaynaklanmaktadır, düşüncesi de DEM Parti’nindir. Ancak radikal ve ilkeli bir sol siyaset, bu iki süreci birbirinin alternatifi olarak görmez. Mevcut 2026 yılı siyasi konjonktüründe, DEM Parti’nin bu sıkışmışlığı aşması ve iktidarın transfer/kuşatma hamlelerine karşı davranışları olmalıdır: İktidar, barış sürecini muhalefeti politikasız bırakmak veya meclis aritmetiğini değiştirerek kendi gücünü tahkim etmenin bir aracı olarak kullanmak isteyebilir. Sol siyasetin buradaki ideolojik duruşu “Müzakere ederiz ama demokratik usullerden vazgeçmeyiz” netliği olmalıdır. DEM Parti, iktidara ve kamuoyuna barışın sadece “silahların susması” değil, aynı zamanda siyasi ahlakın ve demokratik kurumların tesisi olduğunu hatırlatmalıdır. Sadece milletvekili transferleriyle yol alınabileceğini düşünmenin hatalı olduğu söylenebilmelidir., Sandığa saygı duymayan bir aklın kalıcı bir barış inşa edemeyeceği gerçeği, barış sürecinin bizzat kendi kürsüsünden iktidarın yüzüne söylenebilmelidir. Süreç, iktidarın antidemokratik hamlelerini meşrulaştıran bir zırh olamaz. Milletvekili transferleri aslında meclis içi bir aritmetik oyunudur. DEM Parti’nin bu oyuna karşı sessiz kalması, siyaseti meclis koridorlarına sıkıştırdığının göstergesidir, bu da bizzat DEM Parti’nin kendi görüşüdür. Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan’ın da sıkça vurguladığı gibi, “Solun tarihsel işi, barışın eşitlikçi ve demokratik içeriğini büyütmektir.” DEM Parti, iktidarın transferlerle mecliste yarattığı suni çoğunluğa karşı olduğunu söylemelidir. İktidarın transfer hamleleri pasifçe izlenmemeli, aksine seçmenin gündemine taşınmalıdır. DEM Parti, barış sürecinin getirdiği tarihsel sorumluluğun arkasına sığınarak iktidarın demokratik alanı daraltan, muhalefeti dizayn eden transfer politikalarına karşı sessiz kalamaz. Radikal ve doğru tavır; barış mücadelesi ile demokrasi/siyasi ahlak mücadelesini birleştirmektir. İktidara, meclisteki vekil transferleriyle sahte başarılar kazanabileceği ama toplumsal rıza ve hakiki bir barış zeminine zarar verebileceği anlatılmalıdır. Seçmenin oyuna saygı demokrasilerin dayandığı en önemli ilkedir. Saygı ile. Bülent Tekin

Yorumlar
Yorum Yaparken Lütfen SeviyeLi YorumLar Yazınız.!